26 Mayıs 2015 Salı

Vatansız Gazeteci Doğan Özgüden Victdanımızdır ! / Հայրենազուրկ լրագրող Տողան Էօզկիւտէնը մեր խղճմտանքն է /


Coğrafyamızın yüz akı, vicdanı ve insan hakları savunucusu Doğan Özgüden 44 yıldır sürgünde bulunduğu AB başkenti Brüksel'de de hedef alınmakta ve milliyetçilerin ırkçı saldırıları, tehdit, iftira ve linç kampanyalarının hedefi haline getirilmek istenilmektedir.

Milliyetçi çevrelerin saldırılarını ve kampanyalarını geçmişte Hrant Dink'in katledilmesi sonrasında olduğu gibi, 1915 Soykırımının/Kıyımının 100. yılı anmaları sırasında başlatmaları anlamlıdır.
'Vatansız' konuma düşürülen GazeteciDoğan Özgüden’in 60 yılı aşkındır sürdürdüğü çalışmalarını, adaletsizlik ve haksızlıklara karşı tutarlı eşitlik, özgürlük mücadelelerini, Türkiye’deki iktidar sahiplerine karşı ödünsüz tavrını, 1915 Soykırımı/Kıyımı konusunda inkârcı resmi teze karşı onurlu çıkışını çok iyi bildiğimiz gibi, bu tutarlı, dik duruşunun Doğan Özgüden'i Türk devletinin, inkarcı, milliyetçi ve ırkçı çevrelerin boy hedefi haline getirdiğinin de bilincindeyiz.

Doğan Özgüden vicdanımızdır, Doğan Özgüden yalnız değildir!

Vatansız Gazetecinin yanında olduğumuzu ve vicdanımıza destek ve dayanışmamızı bildiriyor, Belçika'da yaşayan bu topraklardan göçmüş ilericilerini ve Belçika'nın enternasyonalistlerini de göreve, ilgilileri duyarlı olmaya ve gerekli tedbirleri almaya çağırıyoruz.

Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi
Galata Gazete

Հայրենազուրկ լրագրող Տողան Էօզկիւտէնը մեր խղճմտանքն է
 
Մերաշխարհագրութեանպարծանքը, խղճմտանքըեւմարդկայինիրաւունքներուպաշտպանը, հայրենազրկուածլրագրողՏողանԷօզկիւտէն, ազգայնամոլներուկողմէթիրախառնուածէնոյնիսկ44 տարիէիվերաքսորուածվայրին՝ԵւրոմիութեանմայրաքաղաքՊրիւքսելիմէջ: Ան, ազգայնամոլներունցեղապաշտականյարձակումներունկ'ենթարկուի, իրենկ'ուղղուինզրպարտութիւններ, սպառնալիքներեւայսպէսթիրախըընտրուածէհանրասպանութեանարշաւիմը:
 
Ազգայնամոլշրջանակներույարձակումներնեւայսարշաւը, ինչպէսորՀրանդՏինքիսպանութիւնէնյետոյալ, յատկապէս1915-իՑեղասպանութեան/Եղեռնի100-րդՏարելիցիոգեկոչումներուհետնոյնշրջանինսկսիլըիմաստալիցէ:
 
Քաջատեղեակենք «հայրենազուրկ» դիրքիմատնուածլրագրողՏողանԷօզկիւտէնինաւելիքան60տարիէշարունակածաշխատանքներուն, անարդարութեանդէմիրարդարացիկեցուածքին, հաւասարութեանեւազատութեանմիտուածիրպայքարին, Թուրքիոյիշխանամետշրջանակներունդէմիրանզիջողվերաբերմունքինեւ1915-իՑեղասպանութեան/ Եղեռնիուրացմանպաշտօնականթեզիդէմիրպատուաւորընդդիմութան: Նոյնպէստեղեակենք, այսհամահունչեւուղիղկեցուածքինպատճառովՏողանԷօզկիւտէն, Թուրքիոյպետութեանժխտողական, ազգայնամոլեւցեղապաշտականշրջանակներունկողմէընտրուածէորպէսթիրախ:
 
ՏողանԷօզկիւտէնըմերխղճմտանքնէ, ՏողանԷօզկիւտէնըմիայնակչէ՛
 
Մենքմերմիասնականութիւնըեւզօրակցութիւնըկըյայտնենքհայրենազրկուածլրագրողին: ԴէպիՊելժիաարտագաղթածբոլորառաջդիմականանհատներունեւՊելժիոյբոլորմիջազգայնականշրջանակներունհամերաշխութեանկոչկ'ուղղենք: Զգայունըլլալուեւայսմասինխոհեմութեանպատշաճմիջոցներձեռնարկելուուղղութեամբկոչկ'ուղղենքպատկանմարմիններուն:
 
Անգարա ՄտքիԱզատութեանՆախաձեռնութիւն


The Stateless Journalist Doğan Özgüden is our Conscience!

The honor and conscience of our geography, human rights activists, the Stateless Journalist Doğan Özgüden is targeted in Brussels, the European Union’s capital where he has been living in exile for 44 years and nationalists try to turn him into a target of their racist assaults, threats, slanders and lynch campaigns.

The nationalist circles initiate their assaults and campaigns during the commemorationsof the100thanniversary of the1915 Genocide / Massacre and the nationalist assaults and campaigns after the Massacre of Hrant Dink were the same. This is meaningful.

We know very well the studies which were carried on for more than 60 years, consistent freedom and equality struggles against injustice and unfairness, uncompromising attitude against the power elites in Turkey, honorable rising against the denialist official thesis in respect of the 1915 Genocide / Massacre of the Journalist Doğan Özgüden who was brought down to a “Stateless” position and we are also aware that his consistent, upright stance made Doğan Özgüden the target of the racist, nationalist and denialist circles of the Turkish State.

Doğan Özgüden is our conscience, Doğan Özgüden is not alone!

We declare our solidarity and support to our conscience and we also declare that we are with the Stateless Journalist, and also we call progressivists who live in Belgium and migrated from these lands for duty and we call all parties concerned for sensitivity and we ask them to take due precautions.

The Ankara Initiative for Freedom of Thought
Galata Gazete


Doğan Özgüden, journaliste apatride, est notre conscience !
 
La fierté et la conscience de notre pays, défenseur des droits de l'homme, Doğan Özgüden; journaliste apatride est maintenant devenu le cible des menaces, des calomnies et des attaques nationalistes et racistes, des campagnes de lynchage à Bruxelles, la capitale de l’U.E.  où il vit en exil depuis 44 ans.
Le déclanchement des campagnes et des attaques nationalistes par des nationalistes pendant les commémoration du centenaire du Génocide n’est pas une simple coincidence, tout comme à la suite de l’assasinat de Hrant Dink.
Comme nous connaissons très bien les travaux de Doğan Özgüden depuis plus de 60 ans, sa lutte détérminée pour l’égalité et la libérté contre l’injustice et sa position sans aucune concéssion pour les détenteur du pouvoir en Turquie, son opposition honorable contre le négationisme de la thèse officielle à propos du Génocide de 1915 de l’état Turc, nous voyons bien que c’est pour cette raison qu’il devient le cible des milieux nationalistes et racistes.
Doğan Özgüden est notre conscience, il n’est pas tout seul !
Nous déclarons notre solidarité avec ce journaliste apatride, avec toute notre conscience nous apportons notre appuie et nous appelons tous les progressistes exilés en Belgique de nos terres et toutes les internationalistes de Belgique au devoir et les responsables d’être sensible et prendre les mesures nécéssaires.

İnitiative de la libérté d'opinion d'Ankara 
Journal Galata

Abdullah Demirbaş, Abud Can, Adam Sarkis, Adil Okay, Adnan Chalma Kulhan, Adnan Genç, Ahmet Aziz, Ahmet Önal, Akın Birdal, Ali Gökkaya, Anjel Dikme, Arzu Şenel Atmaca, Atilla Dirim, Attila Tuygan, Aysel Baytar Önsal, Ayşe Batumlu, BaskınOran, Bekir Reyhan, Bora Balcı, Bozkurt Kemal Yücel, Bülent Tekin, Celal İnal, David Vergili, Derya Yetişgen, Dikran Egoo, Emrah Cilasun, Ercan Aktaş, Ercan Kanar, Erdal Boyoğlu, Erdal Doğan, Erdem Özgül, Ergün Kuzenk, Erkan Metin, Erol Özkoray, Ertuğrul Gümüş, Faiz Cebiroğlu, Fikret Başkaya,Fusun Erdoğan Gül Gökbulut, Gün Zileli, Hacı Orman, Haldun Açıksözlü, Hale Koray, Hanna Bet-sawoce Hasan Burgucuoğlu, Hasan Fırat, Hasan Hüseyin Deveci, Hasan Kaya, Hasan Oğuz, Hasan Zeydan, Hayri Argav, Hovsep Hayreni, Hüseyin Bektaş, Ira Tzourou, İbrahim Seven, İlyas Danyeli, İnci Hekimoğlu, İshak Kocabıyık, İsmail Beşikçi,İsmail Cem Özkan, Jozef Hadodo, Kadir Cangızbay, Kayuş Çalıkman Gavrilof, Kenan Urkun, Kenan Yenice, Leman Stehn, Mahir Özkan, Mahmut Cantekin, Mahmut Konuk, Mehmet Can, Mehmet Demirok, Mehmet Erkek, Mehmet Özer, Mehmet Uluışık, Melissa Bilal, Meral Saraç Seven, Mithat Baş, Murad Mıhçı, Murat Kuseyri, Mustafa Sütlaş, Muzaffer Erdoğdu, Nadya Uygun, Nail Beth - kinne, Necmettin Salaz, Nivart Bakırcıoğlu, Nusret Maçin, Oktay Etiman, Pinar Ömeroğlu, Quin Minassian, Raffi A. Hermon, Ragıp Zarakolu, Ramazan Gezgin, Recep Maraşlı, Remzi İnanç, Rıdvan Bilek, Rüstem Aryal, Sait Çetinoğlu, Samet Erdoğdu, Sennur Baybuğa, Serap Kiral, Serdar Koçman, Sibel Özbudun, Sinan Çiftyürek, Sungur Savran, Süleyman Baş, Şaban İba, Şanar Yurdatapan, Şiar Rişvanoğlu,Tamar Çıtak, Tamer Çilingir, Temel Demirer, Türkan Balaban, Ufuk Uras, Yalçın Ergündoğan, Yasin Yetişgen, Zeynep Tanbay,  Zeynep Tozduman , Ersin Kaya, Sennur Sezer, Adnan Özyalciner, Ali Kılıç, Cemil Kocatepe, Tamer Çağlayan, Mesut Tufan, Ragıp Duran

 
 


Destek için İmza Formu



        

13 Mayıs 2015 Çarşamba

Sevgili Arkadaşlar, Սիրելի բարեկամներ, Dear Friends,



Gayrimüslim vakıflarının Türk devleti tarafından soyulması, son birkaç günde Kamp Armen olayıyla yine gündeme geldi.

Türk ulus-devletinin ikili bir temel politikası vardır: 1) Asimile edilebilir saydıklarını (yani Türk olmayıp Müslüman olanları) asimile etmek; 2) Asimile edilemez saydıklarını (yani Gayrimüslimleri) etno-dinsel temizliğe uğratmak.

Kamp Armen, bu ikincinin en çok kanayan yarası. Çok özet olarak hikayesi şöyle:

1936’da devlet, İslami vakıfların ekonomik temellerini yıkmak için, bütün vakıflardan ellerindeki gayrimenkullerin listesini istiyor. Bunun adına “1936 Beyannamesi” deniyor.

Atatürk’ün ölümü üzerine rafa kaldırılan bu proje Kıbrıs sorununun alevlendiği 1970’lerde tekrar devreye sokuluyor, ama bu sefer gayrimüslim vakıfları yıkmak için.

Bunlara “Vakıfnamelerinizi getirin!” deniyor. Söylenen şu: Bunlarda gayrimenkul edinebilir maddesi yoksa, 1936’dan sonra edindiğiniz bütün gayrimenkullere el konulacaktır.

Oysa, hiçbir gayrimüslim vakfının vakıfnamesi yoktur; bunların tümü Osmanlı’da özel birer padişah fermanıyla kurulmuşlardır. Zaten, 36 Beyannamesi de basılı bir formdur; bir mal beyanından ibarettir.

Vakıflardan gelen bu cevap üzerine Türk devleti “O zaman, 36 Beyannamesi’ni sizin vakıfnameniz olarak sayıyorum, orada da mal edinir hükmü yok!” diyor.

Ve, Gayrimüslim vakıflarının 1936’dan sonra her türlü yolla edindikleri taşınmazlara beş kuruş ödemeden el koymaya başlıyor.  Hani, karanlık sokakta yalnız yürüyen insana saldırıp gasp yapmak var ya, öyle.

Kararında Gayrimüslim vatandaşlardan “Türk olmayan” diye bahseden Yargıtay, bu tiyatroda en büyük rolü oynuyor.

Bu rezalet ancak 2008’de çıkan yeni Vakıflar Kanunu’ndan sonra durduruluyor. Fakat bu malların ancak % 20’si geri veriliyor.

İşte, Kamp Armen bu yüzde 20’nin bile içinde değil. Çünkü devlet burayı gasp eder etmez, birçok malda yaptığı gibi, hemen üçüncü kişilere satmış. Onlar da birbirine satmış. Şimdiki mal sahibi diyor ki, “Burası Ermeniler için önemliyse, onlara satayım, yoksa villa yaparım”.

Oysa Kamp Armen bütün diğer Gayrimüslim vakıf mallarından farklı. Hrant ile Rakel’in daha çocukken tanıştığı yer, burası.

Sonra, Hrant ile Rakel’in yaz aylarında baktığı yetim, öksüz, fakir Ermeni çocukların kovalarla su, teskerelerle harç taşıyarak ustalar nezaretinde inşa ettikleri binalardan oluşan yer, burası.

Şimdi, Kamp Armen'in bilmem kaçıncı sahibi oraya iş makineleri soktu. Burayı paraya dönüştürecek. Bu da, özel mülkiyet düzeninde normal. Normal olmayan, durumu çok iyi bildiği için, "Ermeni vakıflarının parası vardır, gelsin alsınlar" deyişi. Yani, Ermeni’nin malını Ermeni’ye satmak istiyor.

Burada tek bir çözüm yolu var, zaten Vakıflar Genel Müdürü de söyledi: Devlet bir zamanlar Ermeni vakfının anasının ak sütü gibi helal malını bağırta bağırta beş kuruş ödemeden elinden aldı. Şimdi burayı bu malın sahibinden kamulaştırma yoluyla (parasını vererek) alsın ve vakfa iade etsin.

Etsin, çünkü tekrar ediyoruz, bu malın anlamı başka gasp edilmiş gayrimüslim vakıf mallarından bile farklı: Burada "saçı bitmemiş yetimin" o çelimsiz kollarıyla kova içinde taşıdığı suyun hakkı var.

Erdoğan, hangi akla hizmet bilinmez, Ermenice Kur'an bastırtmış. Belki de Ermenileri ihtida ettirmek, Müslümanlaştırmak istiyor.

Gazası mübarek olsun. Ama, tavsiye ederiz, içinde bir parça hukuk duygusu kalmışsa, bir parça vicdan sahibi ise, Kamp Armen'i derhal kamulaştırtıp vakfa iade etsin. Bunu yapmadan meydanlarda dolaşmasın.

Yetimin, öksüzün, fakirin ahını daha fazla almasın.
 

Սիրելի բարեկամներ,

Թրքական պետութեան կողմէ ոչ-մահմետական վագըֆներու կողոպտումը, անգամ մը եւս օրակարգի է Քամբ Արմէնի դէպքով:

Թրքական ազգային պետականութիւնը ունի երկու հիմնական քաղաքականութիւն. 1- Ցուլել անոնց, որոնք հնարաւոր կ'երեւին ցուլման ենթարկուելու (այսինքն ազգութեամբ թուրք չեղող, սակայն մուսլուման եղողներ): 2- Էթնիք-կրօնական մաքրութեան ենթարկել ոչ-մահմետականները, որոնք անհնարաւոր կ'երեւին ցուլման ենթարկուելու:

Քամբ Արմէնը այս երկրորդ հանգամանքի արիւնալի վէրքն է: Համառօտ պատմութիւնը հետեւեալ ձեւով կարելի է բացատրել.

1936 թուականին պետութիւնը իսլամական վագըֆներու տնտեսական հիմքերը քանդելու նպատակով բոլոր վագըֆներէն պահանջած է յայտարարել սեփական գոյքերուն ցանկը: Ասիկա կը կոչուի «1936-ի Յայտարարութիւն»:

Աթաթուրքի մահէն յետոյ յետաձգուած այս ծրագիրը, 1970-ական տարիներուն նորէն իրագործուելու սկսեցաւ, այս անգամ ոչ-մահմետականներու վագըֆները քանդելու նպատակով:

Պետութիւնը նշուած վագըֆներէն պահանջեց «վագըֆնամէ» կոչուած կանոնագիրը եւ յայտարարեց. կանոնագրի մէջ գոյք ստանալու մասին օրինական յօդուած մը եթէ գոյութիւն չունի, ուրեմն 1936 թուականէն յետոյ ստացուած բոլոր գոյքերուն ձեռք պիտի դրուի: 

Մինչդեռ, ոչ-մահմետական վագըֆները չունէին «վագըֆնամէ» կոչուած կանոնագիրը: Անոնք, հիմնուած են Օսմանեան սուլթաններու յատուկ հրամանագիրով: 1936-ի Յայտարարութիւնն ալ արդէն տպագրուած հարցաթերթիկ մըն է, որ սահմանափակուած է գոյքերու յայտարարագրումով: 

Ոչ-մահմետական վագըֆներու այս պատասխանէն յետոյ, թրքական պետութիւնը այս անգամ յայտարարեց. «Ուրեմն 1936-ի Յայտարարութիւնը կ'ընդունուի որպէս ձեր կանոնագիրը, որուն մէջ գոյք ստանալու մասին օրինական հիմք գոյութիւն չունի»:

Եւ այսպէս, ոչ-մահմետական վագըֆներուն 1936-էն յետոյ տարբեր ձեւերով ստացած բոլոր գոյքերը յափշտակելու կը սկսի առանց նոյնիսկ ղուրուշ մը վճարելու: Ճիշդ այնպէս, ինչպէս որ մութ բողոցի մը մէջ ընթացող մարդու մը յարձակելով կը յափշտակեն:

Այս առթիւ, վճիռ արձակած վերաքննիչ Գերագոյն ատեանը մեծ դերակատարութիւն ունեցած է այս դատերախաղին մէջ, որ ոչ-մահմետական քաղաքացիները կ'անուանուէր «ոչ-թուրքեր»:

Այս խայտառակութիւնը կասեցուած է 2008-ին վագըֆներու մասին ընդունուած նոր օրէնքով: Սակայն յափշտակուած գոյքերուն միայն 20 տոկոսը ետ յանձնուած են:

Ահաւասիկ, Քամբ Արմէնը այդ 20 տոկոսին մէջ նոյնիսկ չէ: Որովհետեւ պետութիւնը, ինչպէս որ յափշտակուած այլ գոյքերուն համար ալ նոյնը ըրած է, այստեղը գրաւելէ անմիջապէս յետոյ վաճառած է երրորդ անձերուն: Անոնք ալ ծախած են ուրիշներուն: Իսկ հիմակուայ սեփականատէրը կը յայտարարէ. «Այստեղ հայերուն համար եթէ կարեւոր է, կը ծախեմ իրենց, ապա թէ ոչ վիլլա կը կարուցեմ»:

Մինչդեռ, Քամբ Արմէնը տարբեր է բոլոր ոչ-մահմետական վագըֆներուն գոյքերէն: Հրանդի եւ Ռաքելին մանկութեան շրջանին իրար ծանօթացած վայրն է:

Այստեղ, Հրանդ եւ Ռաքելը ամառնային ամիսներուն հոգացին հայ որբերուն եւ աղքատ մանուկներուն, որոնք դոյլերով ջուր եւ շաղախ կրեցին տեղւոյն շինարարութեան ընթացքին: 

Իսկ հիմա, Քամբ Արմէնի այժմու սեփականատէրը այստեղը փլելու համար կործանիչ մեքենաներ բերաւ: Այստեղը դրամի պիտի վերածէ: Ասիկա բնական երեւոյթ մըն է սեփական գոյքի արժեւորման դրութեան մէջ: Անբնականը այն է, որ տեղեակ ըլլալով իրականութեան, «Հայկական վագըֆները դրամ ունին, թող ծախու առնեն» կ'ըսէ սեփականատէրը: Այսինքն, հայուն ապրանքը հայուն վաճառել կ'ուզէ:

Այստեղ միակ լուծման ճամբայ կայ եւ Վագըֆներու ընդհանուր տնօրէնն ալ արդէն յայտարարեց: Պետութիւնը իրեն համար «հէլալ» համարելով եւ առանց նոյնիսկ ղուրուշ մը վճարելու բացօրէն բռնագրաւեց հայկական վագըֆի մը գոյքը: Իսկ հիմա, այժմու սեփականատէրին դրամը վճարելով առնէ եւ պէտք է ետ յանձնէ նոյն վագըֆին:

Պէտք է այսպէս ընէ, քանի որ կը կրկնենք. այս գոյքը կը տարբերի միւս վագըֆներու բռնագրաւուած գոյքերէն: Այստեղը, անչափաս տարիքին տկար թեւերով ջուր կրած որբերուն իրաւունքն է:

Մեզ համար յայտնի չէ, թէ Էրտողանը ո՞ր միտքին կը ծառայէ, հայերէն Ղուրան հրատարակել տուած է: Գուցէ, հայերը կրօնափոխ ընելով իսլամացնել կ'ուզէ:

Վարձքը կատար: Սակայն իրեն կը յորդորենք, իր մէջ մի թիզ խղճի եւ արդարութեան զագացում եթէ մնացած է, Քամբ Արմէնը շուտով թող վերարդարցնէ վագըֆին: Ասիկա առանց իրականացնելու հրապարակներու վրայ թող չթափառի:    

Որբերուն, աղքատներուն անեծքը կրելու թող չշարունակէ:

 

Dear Friends,

The robbery of Non-Muslim foundations by the Turkish state was brought to agenda again for the past several days by the Camp Armen incident.

The Turkish Nation State has a dual basic policy: 1) To assimilate the groups which were considered by them as assimilable (i.e. Muslims who are not Turks); 2) To implement ethno-religious cleansing to the groups which were considered by them as non-assimilable (i.e. Non-Muslims).

Camp Armen is the most bleeding wound of the second item. Its story, as a very short summery is as follows:

In 1936, the state asks for the list of the immovable properties from the entire foundations in order to demolish the economical basis of the Muslim foundations and this is called as the “1936 Declaration”.    

After the death of Atatürk this project is put aside but when Cyprus problem is inflamed in 1970s, it is put into operation again however this time the purpose is to demolish the Non –Muslim foundations. 

“Foundation Certificates – Charters” is requested from these Non-Muslims and the state says the following: If these Foundation Certificates – Charters do not include the article which allows the acquisition of the immovable property, all immovable properties which was acquired after the year of 1936 will be seized.    

In fact none of the Non-Muslim foundations have the Foundation Certificates – Charters, all of them were established with an exclusive edict of the Sultan in the Ottoman Empire. Moreover the 1936 Declaration is a printed form; it is made up of a declaration of property.

Upon this answer of the foundations, Turkish state says the following: “Then I consider the 1936 Declaration as your Foundation Certificate – Charter and there is no article on it which allows the acquisition of the immovable property”.    

And the state starts to seize without paying even a lira, the immovable properties of the Non-Muslim foundations which were acquired after 1936 by any means. Just like hijacking a lonely person walking in a dark street. 

The Supreme Court who talks about the Non – Muslim citizens as “Non – Turkish” in his decision plays the supreme role in this theatre.

This scandal is stopped after the New Law of Foundations which was introduced in the year of 2008. However just %20 of these properties is given back.

The Camp Armen is not within this %20 because the state sold this place to third persons shortly after the seizing. Other properties were treated in the same way too. Afterwards third persons sold these properties to other third persons. The current owner says the following: “If this place is important for Armenians I can sell this place to them, otherwise I will build a villa”.        

In fact the Camp Armen is different from the other entire Non –Muslim Foundations’ properties. This place is the meeting point of Hrant and Rakel in their childhood.    

And also this place consists of buildings which were constructed by the Armenian orphans, motherless, poor Armenian children under the supervision of masters by carrying water with buckets and mortar with barrows who were looked after by Hrant and Rakel in the summertime.

Now the last owner of the Camp Armen filled that place with the construction equipment. He will transform this place into money and this is normal within the private property system. The thing which is not normal is his following words: “The Armenian Foundations have money, they can come and buy”. In other words he wants to sell the property of Armenian to Armenian. 

There is only one solution, The Director of the General Directorate for Foundations already told it: The state dispossessed the Armenian Foundation’s property which was legitimate as mother's unsoiled milk without paying any money by force. Now the state must buy this place from his owner by means of expropriation and must give it back to the foundation.

The state must give it back because, we repeat, the meaning of this property is different even from the other seized Non-Muslim foundations’ properties: In this place the right of the water which was carried in a bucket by those feeble arms of “the poor orphan” is in question. 

Why on earth The Koran in Armenian was published by Erdoğan? May be he wants the conversion of Armenians, he wants to Islamize them.   

May his holy war be blessed, however if there is a little feeling of law left inside of him, if he has a little conscience, we recommend him to expropriate Camp Armen immediately and to give it back to the foundation. Without realizing this, do not let him walk around the squares. 

Do not let him to torture the orphans, motherless and poor children. 

Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi , Aka-Der Halklar Çalışması, ÇHD Ankara Şube, Demokratik Alevi Dernekleri- Ankara, Devrimci 78'liler Federasyonu, HDP Ankara İl Örgütü, İnsan Hakları Derneği, Özgürlük ve Sosyalizm Partisi

Abdullah Demirbaş, Abud Can, Adil Okay, Adnan Chalma Kulhan, Adnan Genç, Ahmet Abakay, Ahmet Kuzik, Ahmet Önal, Ali Altan, Ali Gökkaya, Anais Tingiryan Ballschmiede, Arzu Şenel Atmaca, Atilla Dirim, Attila Tuygan, Aysel Baytar Önsel, Aziz Küçük, Baskın Oran, Bayer SaraydarBekir Reyhan, Bora Balcı, Bozkurt Kemal Yücel, Bülent Tekin, Celal İnal, Cennet Bilek, Çetin Kurtoğlu, David Vergili, Derya Yetişgen, Dicle Akar Bilgin, Dikran Ego, Doğan Özgüden, Eflan Topaloğlu, Elif Yıldırım, Ercan Kanar, Erdal Doğan, Erdoğan Doğan, Ergun Kuzenk, Erkan Metin, Erol Bakırcıoğlu, Ertuğrul Gümüş, Faiz Cebiroğlu, Fatin Kanat, Ferdan Ergut, Ferit Banipal, Fikret Başkaya, Fusun Erdoğan, Gabriel Agirman, Gabriel Beth-Kathe, Gül Gökbulut, Gün Zileli, Güngör Şenkal, Hacı Orman, Hacı Salih Yıldıran, Haldun Açıksözlü, Hanife Bambolika Türkseven, Hanna Beth-sawoce, Hasan Burgucuoğlu, Hasan Kaya, Hasan Oğuz, Hatice Çevik, Hervé Georgelin, Hovsep Hayreni, Hüseyin Alataş, Ira Tzourou, İbrahim Seven, İlyas Danyeli, İnci Hekimoğlu, İnci Tuğsavul, İsmail Beşikçi, İzabella Öztasiyan Bernardini D'Arnesano, Jan Gavrilof, Josef Hadodo, Kadir Cangızbay, Kadriye Barsamian, Kamil Aksoylu, Kayuş Çalıkman Gavrilof, Kazım Genç, Kemal Bilget, Kenan Urkun, Kenan Yenice, Kliton Samatiadis, Leman Stehn, Leyla Çelik, Mahir Özkan, Mahmut Cantekin, Mahmut Konuk, Mehmet Can, Mehmet Özer, Mehmet Demirok, Mehmet Erkek, Mehmet Uluışık, Meral Saraç Seven, Murad Mıhçı, Mustafa Yetişgen, Muteber Öğreten, Muzaffer Erdoğdu, Nadya Uygun, Nail Beth-Kinne, Nergis Parlak, Nusret Maçin, Oktay Etiman, Osman Kuyumcu, Osman Şahin, Oya Tronscorff, Özcan Soysal, Pınar Ömeroğlu, Quin Minassian, Ragıp Zarakolu, Raffi A. Hermon, Ramazan Gezgin, Receb Dildar, Recep Maraşlı, Rezzan Şahin, Rhéa Sourmeli-Gstrein, Rıdvan Bilek, Roula Vrani, Rüstem Ayral, Sabahattin Şerif Meşe, Sabri Atman, Sait Çetinoğlu, Samet Erdoğdu, Sami Evren, Seher Erol, Sennur Baybuğa, Serdar Koçman Shabo Boyacı, Sinan Çiftyürek, Şaban İba, Şanar Yurdatapan, Şiar Rişvanoğlu, Şebnem Korur Fincancı, Tamar Çıtak, Tamer Çilingir, Taner Akçam, Türkan Balaban, Türkan Demir, Ufuk Uras, Ümit Kurt, Vahit Tursun, Vasilis Kiratzopulos, Yalçın Ergündoğan, Yasin Yetişgen, Yücel Demirer, Zeynep Tanbay ...
 
 


Destek için İmza Formu



        

5 Mayıs 2015 Salı

Suriye'de İştebrak-Nusayri katliamını lanetliyoruz !...

tarsus_iştebrak_1


7 Haziranda seçim geliyor. Türkiye’deki rezaletlere odaklandık. Suriye’de olup biten korkunç şeyleri görmüyoruz.

İslam Devleti'nin cinayet şebekelerini ve destekçilerini yüreklendirmeyelim,  sesimizi yükseltelim.

İslam Devleti’nin terörü, komşu Suriye’de her gün yeni bir katliama imza atıyor.

AKP yönetimi ise, Suriye’deki İslam Devleti’ne Reyhanlı, Altınözü ve Yayladağı sınırlarını açarak siyasi destek, cihatçı katilleri eğitip donatarak askerî destek ve açık sınırlardan gönderdiği sayısız TIRlarla lojistik destek veriyor.Bu sayede İslam Devleti , Türkiye sınırına bir taş atımı mesafedeki Cisri - Suğur kasabasında yaptığı  Nusayri (Arap Alevisi) katliamıyla, bizler seçimle meşgul bir vaziyetteyken, vahşette yeni bir sayfa açmakta. 70 civarında Nusayri katledildi. 90 civarında Nusayri kaçırıldı. Kayıp bu insanlar.

İslam Devleti’nin dün Sincar'da Ezidi halkı, Ninova'da ve Habur'da da Asuri - Süryani halkı gibi  her türlü destekten yoksun  ve silahsız toplumlara karşı giriştiği vahşi katliamların sonuncusu  İştebrak köyünde ortaya çıktı.

Katliama karşı Dersim  Alevileri (Kırmanciye) ile  Antakya, Samandağ (Süveydiye) ve   Tarsus'taki akrabaları dışında herhangi bir tepki gösterilmedi. Ne yazıktır ki Türkiye'deki "duyarlı" çevreler suskun kaldı.

Komşudaki kardeş halkın tarihsel topraklarında katledilmesine karşı sessiz kalmayalım! Tepkimizi yükseltelim!

Suskunluğumuz, İslam Devleti’ni oluşturan cinayet şebekelerini  ve destekçilerini yüreklendiriyor!

Fazla geç olmadan, Türkiye Alevi toplumunun ikiz kardeşi olan Nusayri toplumu ile dayanışma zamanıdır!

Abdulmesih BarAbraham, Abud Can, Adnan Chalma Kulhan, Adnan Genç, Ahmet Abakay, Ali Gökkaya, Anjel Dikme, Atilla Dirim, Attila Tuygan, Baskın Oran, Bekir REYHAN, Belgin Cengiz, Bülent Tekin, Celal İnal, Circis Grigho, Doğan Özgüden, David Vergili, Emin Kaya, Emrah Cilasun, Erkan Metin, Erol Özkoray, Ertuğrul Gümüş, Faiz Cebiroğlu, Ferit Banipal, Ferit Sağ, Fikret Başkaya, Fusun Erdoğan, Gabriel Beth - Kahte, Gül Gökbulut, Güngör Şenkal, Hacı Orman, Hacı Salih Yıldıran, Haldun Açıksözlü, Hanna beth-sawoce, Hanna Kerkini, Hasan Burgucuoğlu, Hasan Kaya, Hasan Oğuz, Hatice Çevik, Hovsep Hayreni, İbrahim Seven, İnci Hekimoğlu, İnci Tuğsavul, İsmail Cem Özkan, Kadir Akın, Kazım Genç, Kemal Karahan, Kemal Tolan, Kermo Reada, Mahmut Konuk, Mehmet Can, Mehmet Erkek, Mehmet Özer, Mehmet Uluışık, Mithat Baş, , Murad Mıhçı, Mustafa Yetişgen, Muteber Öğreten, Muzaffer Erdoğdu, Nadya Uygun, Nail Beth Kinne, Nivart Bakırcıoğlu, Nusrettin Maçin, Oktay Etiman, Özcan Soysal, Ramazan Gezgin, Rıdvan Bilek, Rustem Ayral, Sait Çetinoğlu, Serap Kıral, Serdar Koçman, Shabo Boyacı, Sinan Çiftyürek, Süleyman Baş, Şanar Yurdatapan, Tamar Çıtak, Tamer Çilingir, Türkan Balaban, Ufuk Uras, Yalçın Ergündoğan, Yasin Yetişgen, Zeynep Tanbay, Recep Maraşlı, Aydın Ördek, İsmail Beşikçi, Şiar Rişvanoğlu, Garbis Altınoğlu, Adil Okay, Kenan Yenice
 

24 Ocak 2015 Cumartesi

Barış Ünlü’nün Yanındayız

Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) öğretim üyesi Barış Ünlü’nün sınavda sorduğu soru, Vahdet adlı bir gazetenin ve kimi sosyal medya trollerinin tecavüz odağı yapılmak istenmiştir.

90 öğrencinin seçtiği dersin adı “Türkiye’de Siyasal Hayat ve Kurumlar”dır. Burada; ülkemizdeki yasal çerçeve, resmî ideoloji, sosyal bilimler, sınıfsal yapı, sol hareketler, etnik meseleler gibi temel konular 19. yy. ortalarından alınıp günümüze kadar getirilmektedir.

Sınavda, Kürt hareketine ilişkin 1978 tarihli bir metin ile 2012 tarihli bir metnin çeşitli açılardan karşılaştırılması istenmiştir. Bu soru, ezberciliğe ödün vermeyen, dünyanın en çağdaş ve başarılı üniversitelerine layık bir sorudur. Dersin genç hocası ancak tebrik edilebilir.

Ülkemizin şu anda kâbus gibi sorunlarla boğuşmasının temel nedeni, bunlara hep milliyetçi-mukaddesatçı hamasetle ve oy devşirme oportünizmiyle yaklaşılmasıdır. Bu hazin olayı yaratanların da amacı bunu sürdürmek, bilimsel yaklaşımları caydırmaktır. Ders açacak, ders verecek, soru soracak hocaların gözünü korkutmaktır.

Bu türden maskaralıklar, Barış Süreci’nden bahsedilen Türkiye’de, alışılmış eski habis yaklaşımları hortlatmak isteyen beyhude bir çabadan ibarettir. Türkiye sivil toplumu, düşünce ve ifade özgürlüklerine ve en kıymetlimiz olan üniversite özerkliğine en ufak zarar verilmesine asla müsaade etmeyecektir. Kamuoyunun bilgisine arz ederiz.

ANKARA DÜŞÜNCEYE ÖZGÜRLÜK GİRİŞİMİ

18 Ocak 2015 Pazar

Bu oyunun fazlasıyla farkındayız ve izin vermeyeceğiz.






Erdoğan Rejimi, ülkedeki ifade özgürlüğünü budama projesinin yeni aşaması olarak  Charlie Hebdo katliamını kullanmak istiyor. Başbakan ilan etti: “Hz. Peygamber’e hakaret ettirmeyiz!”


Tokadı, testiyi kırmadan atmak havası vermek için söylenen bu cümlenin asıl amacı, İslami hassasiyetleri bahane ederek, İç Güvenlik Yasa tasarısının hazırlığını yapmak ve sonuçta  ülkeyi 12 Eylül faşizminin İslamcı versiyonuna fırlatmaktır.


Herkesin ama herkesin kendi kutsalı vardır: Sosyalistlerin, Ermenilerin, Rumların, Asuri-Süryanilerin, Alevilerin, Kürtlerin, … istisnasız herkesin. Kutsallara saygı gösterilecekse, istisnasız herkesinkine gösterilmesine varız. “Affedersin, Ermeni” diyen cumhurbaşkanlarını kabul edemeyiz.


İslamcı terörün Türkiye’de ve dünyada Charlie Hebdo katliamından çok önce başlamış olması gibi, ülkemizdeki ifade özgürlüğünü iğdiş etme bahaneleri de “İslam’ın hassasiyetleri” bahanesinden çok önce sahneye konmuştur: Mürteciler, eşkıyalar, Turancılar, komünistler, anarşistler, Kürtçüler, bölücüler, teröristler, paraleller,… Yeni sahne, Cumhuriyet gazetesinin basılması, yazarları Ceyda Karan ve Hikmet Çetinkaya’nın hedef seçilmesiyle açılmış bulunmaktadır.


Hakaret, zaten TC yasalarıyla cezalandırılan bir eylemdir. Şimdi çoğunluk değerlerinin Charlie Hebdo bahanesiyle öne çıkarılması, bu değerlerin hiçbir biçimde eleştirilememesine, mesela Evrim Teorisi’nin ağza alınamama noktasına kadar varacaktır çünkü o da Yaradılış Teorisi’ne hakaret ilan edilecektir.


Bu oyunun fazlasıyla farkındayız ve izin vermeyeceğiz.


İlanen duyururuz.

Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi

Praksis Müzik Kolektifi 

Abud Can, Adil Okay, Ahmet Abakay, Ahmet Dindar, Ahmet İsvan, Ahmet Şekercioğlu, Ahmet Yunt , Akın Atauz, Anjel Dikme, Attila Tuygan, Aydın Engin, Aydın Ördek, Aysel Baytar Önsel, Ayşe Hür, BaskınOran, Burak Çopur, Bülent Bilmez, Bülent Tekin, Candan Göksenin, Celal İnal, Ceyhan Suvari, Çetin Veysel, Dilaver Erbilgin, Doğan Özgüden, Eflan Topaloğlu, Engin Cinmen, Ercan Kanar, Erdal Doğan, Erkan Metin, Ertuğrul Gümüş, Ertuğrul Mavioğlu, Fatime Akalın, Ferdan Ergut, Fikret Başkaya, Fusun Erdoğan, Günal Kurşun, Güngör Şenkal, Hakan Aksay, Haldun Açıksözlü, İbrahim Seven, İnci Tuğsavul, İrem Sağlamer, İsmail Beşikçi, Kayuş Çalıkman Gavrilof, Kemal Yalçın, Mahmut Konuk, Meral Saraç Seven, Mesut Tufan, Murad Mıhçı, Mustafa Başol Saraç, Mustafa Elveren, Muzaffer Erdoğdu, Nadya Uygun, Nalan Temeltaş,Nazım Alpman,  Necati Abay, Necmiye Alpay, Nivart Bakırcıoğlu, Nuray Mert, Nurhan Becidyan, Oktay Etiman, Pervin Erbil, Pınar Ömeroğlu, Ramazan Gezgin, Recep Maraşlı,  Rüstem Ayral, Rüstem Batum, Sait Çetinoğlu, Salim Turgut, Sanlı Ateş, Sennur Baybuğa, Serdar Koçman, Serhat Oran, Serkan Engin, Sungur Savran, Suzan Samancı, Şanar Yurdatapan, Şiar Rişvanoğlu, Tamer Çilingir, Tarık Günersel, Taylan Koç, Temel İskit, Türkan Balaban, Yalçın Ergündoğan, Yusuf Polat, Zehra Arat, Zeynep Tozduman, Fahri Aral, Celal Başlangıç, Nurcan Uysal, Fatin Kanat, Zehra Şenoğuz, Sami Evren, Süleyman Şavlı, Kürşad Çetin, Ali Bilge, Ali Kılıç, Muazzez Uslu Avcı, Celal Yıldırım, Fuat Kumruaslan, Gencay Gürsoy, Garbis Altınoğlu, İsveç Ortak Çalışma Demokrasi ve İnsan Hakları Platformu
...

 

 
 


Destek için İmza Formu



        

9 Ocak 2015 Cuma

Paris (Charlie Hebdo) katliamı: Faşizmin ayak sesleri...



7 Ocak 2015 de Charlie Hebdo dergisine yönelik vahşi saldırıda, bu bildirinin yazıldığı saatte 12 kişinin yaşamını yitirdiği, 4 de ağır yaralı olduğu bildiriliyordu. Bu saldırı, eleştiriye tahammülsüzlüğün, kaba vahşetin, özgür düşünceye düşmanlığın son tezahürlerinden biridir. Sadece bu veçhesi itibariyle bile mutlaka lânetlenmesi gerekir ve şiddetle lânetliyoruz.



Lâkin, bu vahşi katliam, sadece düşünce/ifade özgürlüğünü angaje eden bir şey de değildir. Baskıyı artırmanın, özgürlükleri bastırmanın ve faşizmi tırmandırmanın vesilesi yapılacaktır. XXI’inci yüzyılın ilk on yıllarında da kapitalist dünya sistemi, XX. yüz yılın ilk on yıllarında olduğu gibi “sıkışmış” bulunuyor. Çatışmaları, düşmanlıkları tırmandırmak için her fırsatı değerlendirmek isteyeceklerdir. Dolasıyla bilinçli-bilinçsiz –planlı-plansız  bir gidişin başlangıcıdır... Fransız, İngiliz, Belçika, vb. bir kısım Batı Avrupa ülkesi hükümetleri: “Düşmanımın düşmanı benim dostumdur” mantığıyla, hem kendi “teröristlerinden” kurtulmak ve hem de Suriye rejimini çökertmek amacıyla önce ‘politik İslamcı savaşçıların’ Suriye’ye gidişini özendirdiler, sonra da sözde ‘İŞİD’le mücadele söylemiyle, onları düşman ilan ettiler... Şimdilerde de fanatik “İslamcı” teröristlerle savaşıyormuş gibi yapıp onlara “ yararlı düşman” muamelesi yapıyorlar... Oysa, Suriye’de, Irak’da,  Libya’da, vb. teröristleri desteklemenin karşılığı, maalesef Charlie Hebdo katliamı olarak geri dönmüş gibi görünüyor....


Dolayısıyla, bu katliamda Fransız hükümetinin vebali büyüktür... Rejimin basiretsizliği çok değerli karikatüristlerin hayatına mâl olmuştur. Bu saldırı,  Avrupa’da islamofobiyi tetikleyecek, pusuda bekleyen faşist unsurların elini güçlendirecek ve bunun sonucunda da Avrupa’daki göçmen işçilere yönelik ayrımcılığı, düşmanlığı ve şiddeti tırmandıracaktır. Bu durumda yapılması gereken, faşist yükselişi durdurmak amacıyla, olup-bitenleri teşhir etmek, özgürlükleri, demokratik değerleri savunmak ve korumak amacıyla ayağa kalkmaktır...


İslamofobiden şikayet edenlerin bu tür katliamlar ve cinayetlerle gerçekten yüzleşebilmeleri, “gerçek İslam bu değil” söyleminin ötesine geçerek, radikal bir özeleştiri ve XXI’inci yüzyılın gerektirdiği sekülarizm anlayışına ulaşmayı, ikircikli olmayan bir özeleştiri yapabilmeyi gerekiyor. Aksi halde dinci fanatizm girdabına sürüklenmek kaçınılmazdır. Unutmamalıdır ki, din de son tahlilde bir ideolojidir... İkincisi, bu dinci katillerin  gerçekten hangi gerici, insanlık düşmanı güç ve iktidar odaklarından beslendiklerini, hangi desteklerle insanlık suçu işlediklerini de gözden uzak tutmamak gerekiyor…


Biz aşağıda imzası bulunanlar, bu katliamı şiddetle lânetliyoruz zira bu, insan varlığına, insan haysiyetine, özgürlüğe, demokrasiye yönelik bir saldırıdır. Ve herkesi olup-bitenlere dair dikkatli ve duyarlı olmaya davet ediyoruz. Aksi halde olup-bitenlere seyirci kalarak şeylerin seyrini değiştirmek mümkün değildir...  
 


Abud Can
Adil Okay
Adnan Genç
Attila Tuygan
Baskın Oran
Betül Tanbay
Bülent Tekin
Celal İnal
Cennet Bilek
Ceyhan Suvari
Doğan Özgüden
Eflan Topaloğlu
Erkan Metin
Ertuğrul Gümüş
Fikret Başkaya
Haldun Açıksözlü
İbrahim Seven
İnci Tuğsavul
İsmail Beşikçi
Mahmut Konuk
Mehmet Uluışık
Murad Mıhçı
Mustafa Güneş
Muzaffer Erdoğdu
Nadya Uygun
Nivart Bakırcıoğlu
Pınar Ömeroğlu
Ramazan Gezgin
Recep Maraşlı
Sabahattin Şerif
Sait Çetinoğlu
Sennur Baybuğa
Serdar Koçman
Suzan Samancı
Şaban İba
Şanar Yurdatapan
Şiar Rişvanoğlu
Tamer Çilingir
Türkan Balaban
Ufuk Uras
Yalçın Ergündoğan
Yusuf Polat
Zeynep Tanbay
 

 

 
 


 
 


Destek için İmza Formu