30 Ocak 2010 Cumartesi

UZAK-YAKIN ÜLKEDEN GELEN MEKTUP

UZAK-YAKIN ÜLKEDEN GELEN MEKTUP
Ragıp Zarakolu
Bu coğrafya’da Ermeni olmanın yükü ağırdır. Ama hem Ermeni hem solcu iseniz bu yük daha da ağırlaşır. Ocak ayında Ermenistan’ın Vardaşen Mahpushanesinden “Acı Bir Kayıp” bir mektup ulaştı elime. Bir “Çınar”, bir “Eski Tüfek”, "Deli" namıyla maruf Kevork Yoldaş, sonsuzluğa doğru yelken açan bir tekneyle ayrılmıştı aramızdan.
Hapisliğin en kötü anlarından biri, hep yeniden buluşmayı, kucaklaşmayı hayal ettiğiniz bir sevdiğinizi yitirdiğinizi öğrendiğiniz andır. Sanki ağır bir tokat yemiş gibi olursunuz, olduğunuz yerde sallanırken. Hayal ettiğiniz o kavuşma anı asla gerçekleşmeyeceği an dank eder kafanıza. Bir yandan da bir suçluluk duygusu kaplar içini. Keşkeler kovalar birbirini. İşte o an gerçek mahpusluğun başladığı andır.
12 Eylül sonrasından ve onu izleyen Kürt savaşında az insan yaşamadı bu duyguyu zindanda…
Oğul, yoldaşı saydığı babasının sonsuza intikal edişini şu satırlarla duyuruyordu bizlere:
“Kevork Yoldaş, TKP tevkifatlarından nasibini almış bir hem Ermeni ve hem komünisttir. Hiç bir koşulda Ermeniliğini de ve komünistliğini de saklamamış, her iki kimliğiyle iftihar etmiş ve bu niteliklerinden ötürü T."C" işkencehanelerinden ve cezaevlerinden geçmiş, 1974 "af"fı ile "özgürlüğüne" kavuşmuş bir yoldaşımızdır. Anısı ışığımız olsun!

Sireliner, 1915'te durdurulmak istenen saatimizi tik-tak...tik-tak
yeniden çalıştırma görevini yerine getirmiş neslin temsilcisi, "T.C"
mahpusanelerinde Ermeni kimliğini başı dimdik bir direniş örneğiyle
omuzlamayı kader bilmiş, "düşmana inat bir gün fazla yaşamak" amacıyla
baskı, zulüm ve hakarete maruz kalmayı tek bir defa bile sineye
çekmeden hep insanlık onuruna sadık kalma şerefine nail olarak
yaşadığı 81 eziyet dolu senelerine, bir de "Der-Zor'a ertelenmiş
sürgün" 3 göçü sığdırmak zorunda kalmış olan, Kilikya Ermenilerince
"Deli Kevork", diğer halktan olanlarca "Gâvuroğlu" olarak tanımlanmış
sevgili babam Kevork Dzeruni HATSPANİAN, 28 Ocak 2010 günü Köln'de
vefat etmiştir. Doğup büyüdüğü anavatanından uzak ve bize yabancı
yerlerde toprağa verilme acısıyla dünyevi yaşama veda eden babamın
ruhu eminim şimdi Adıyaman'dan İskenderun'a uzanan sıradağlarda
özgürce kanatlanıp uçmaktadır. Dürüst, namuslu, onur dolu, hep insanca
yaşama arzu ve özlemiyle çarpmış koskoca bir yürek taşımış babamın
anısını yaşatacak, gerçekleştiremediği tüm rüyalarının da "deli"
mırasçısı olmaya çalışacağım ! Sarkis HATSPANIAN "Vardaşen"
Mahpusanesi, Ermenistan – 29 Ocak 2010”.
Sakis Hatspanyan, Ermenistan’da hayli olaylı geçen genel seçimler sonrasında gözaltına alındı. Herhangi bir somut suçlama olmadan gözaltında tutulan Hatspanya’ın serbest bırakılması için benim de imza verdiğim bir kampanyası başlatıldı. Aşağıda Devlet Başkanı Serj Sarkisian’a yollanan imza metnine yer vermekteyim:


“Sayın Başkan

Ermeni halkının yiğit evladı, Sarkis Hatspanian’ın Başkanlık seçimlerindeki siyasi tutumundan dolayı kasım 2008 tarihinden bu yana Yerevan’da siyasi tutuklu olduğunu üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayız.

Sizin de çok iyi bildiğiniz gibi; Ermeni devrimciler, uluslar arası devrimci harekete başından beri omuz vermişler, birçoğu bu yolda hayatını kaybetmiştir. 1789 Fransız Devriminde yer alan İsdepan (Etienne) Vosgan; Haziran 1915'te diğer Ermeni sosyalist yoldaşlarıyla birlikte idam sehpasına tırmanırken “yaşasın Sosyalizm!” diye haykıran Paramaz (Matdeos Sarkisyan) 1915 Soykırımından sağ kurtulabilenlerden, bulundukları ülkedeki devrimci mücadelelere omuz verirken yaşamını yitiren Şadarevian (Lübnan), Boğosyan (Bulgaristan), Armenak Bakırcıyan (Orhan Bakır - Türkiye) bunlardan yalnızca birkaç tanesidir. Dahası, Ermeniler, 1936 İspanya İç savaşında Devrimci müfrezeler içinde yer almışlar, Aşot Artiesyan, falanjistlere karşı dövüşürken yaşamını kaybetmiştir. Ve nihayet, 1940’larda Nazilere karşı direnişte ön safta yer alıp kurşuna dizilen efsanevî Manuşyan (Komutan Charles)’ın adını anmak gerekir.

Bu devrimci geleneğin son kuşağından Aleksandrette/İskenderun doğumlu Sarkis Hatspanian Türkiye devrimci hareketi içinde yetişmiş, 1980 cuntasından sonra kovuşturmaya uğramış, tutuklanıp 12 Eylül tezgâhında işkence görmüştür. Bunun ardından, kaçak yollardan ulaştığı ve mülteci olarak yaşadığı Fransa’da kendini geliştirmiş, sanat dünyasında isim yapmıştı. Ne ki, Ermeni halkının bu yiğit evladı, ülkesinin ve halkının çağrısıyla Fransa’daki koşullarına sırtını dönüp, Ermenistan’ın kuruluşuna katılmak üzere halkının yanına koşmuştur. Bu konuda hiçbir özveriden kaçınmadığı da malumunuzdur.

Sarkis Hatspanian’ın, bir yılı aşkın süredir hakkında hiçbir suçlamada bulunulmaksızın ve muhakeme edilmeden cezaevinde tutulması, bizleri derin bir üzüntü içinde bırakmaktadır. Kendisinin bir an önce serbest bırakılması için gerekli girişimlerde bulunarak, özgürlüğüne kavuşmasına, ailesine, dostlarına, yoldaşlarına kavuşarak, her zaman yanında olmak istediği halkının arasına dönmesine yardımcı olacağınıza inanmak istiyoruz.”

Bugün Türkiye’de uydurma gerkeçelerle, TMY’nin kötü yazılmış suistimale açık maddeleri mesnet gösterilerek, gözaltında tutulan Mehmet Yeşiltepe ve Murat Akıncılar gibi Türkiyeli sosyalist yazarlarla ilgili Ankara Düşünce Özgürlüğü Platformunun açıklamasına da yer vermek istiyordum. Öteki yazıya kaldı. Hasılı dünyanın her yerinde sosyalist olmak zor zanaat. Ama olumlu şeyler de oluyor. Devrimci yazar Kutsiye Bozoklar’ın cenazesine katıldıkları için TMY temelinde tutuklanan Sanat ve Hayat Dergisi yayın yönetmeni Hacı Orman ve arkadaşları serbest bırakıldılar. TMY’nin Türkiye’yi Quntanamo Üssüne çevirmek üzere, 1000’in üstünde Kürt toplum önderinin tutuklanması bunun kanıtı. Anti-komünist eğilimin son dönemlerde yeniden boy göstermesi ile, keyfi tutuklamalar da artmış vaziyette.






Acı Kayıp
Yoldaş "Deli" Kevork TKP tevkifatlarından nasibini almış bir hem Ermeni ve hem komünisttir. Hiç bir koşulda Ermeniliğini de ve komünistliğini de saklamamış, her iki kimliğiyle iftihar etmiş ve bu niteliklerinden ötürü T."C" işkencehanelerinden ve cezaevlerinden geçmiş, 1974 "af"fı ile "özgürlüğüne" kavuşmuş bir yoldaşımızdır.Anısı ışığımız olsun!

Sireliner, 1915'te durdurulmak istenen saatimizi tik-tak...tik-tak
yeniden çali$tirma görevini yerine getirmi$ neslin temsilcisi, "T.C"
mahpusanelerinde Ermeni kimligini ba$i dimdik bir direni$ örnegiyle
omuzlamayi kader bilmi$, "dü$mana inat bir gün fazla ya$amak" amaciyla
baski, zulüm ve hakarete maruz kalmayi tek bir defa bile sineye
çekmeden hep insanlik onuruna sadik kalma $erefine nail olarak
ya$adigi 81 eziyet dolu senelerine, bir de "Der-Zor'a ertelenmi$
sürgün" 3 göçü sigdirmak zorunda kalmi$ olan, Kilikya Ermenilerince
"Deli Kevork", diger halktan olanlarca "Gâvuroglu" olarak tanimlanmi$
sevgili babam Kevork Dzeruni HATSPANIAN, 28.ocak.2010 günü Köln'de
vefat etmi$tir. Dogup büyüdügü anavatanindan uzak ve bize yabanci
yerlerde topraga verilme acisiyla dünyevi ya$ama veda eden babamin
ruhu eminim $imdi Adiyaman'dan Iskenderun'a uzanan siradaglarda
özgürce kanatlanip uçmaktadir. Dürüst, namuslu, onur dolu, hep insanca
ya$ama arzu ve özlemiyle çarpmi$ koskoca bir yürek ta$imi$ babamin
anisini ya$atacak, gerçekle$tiremedigi tüm rüyalarinin da "deli"
mirasçisi olmaya çali$acagim ! Sarkis HATSPANIAN "Varda$en"
Mahpusanesi, Ermenistan - 29.ocak.2010

17 Ocak 2010 Pazar

3. ÖLÜM YILDÖMÜNDE AKHPARİK HRANT’IN ANISINA!...

3. ÖLÜM YILDÖMÜNDE AKHPARİK HRANT’IN
ANISINA!... Seni anlatabilmek seni,
İyi çocuklara, kahramanlara…
Seni anlatabilmek … Seni…
Bir kibrit çöpüne…
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne!..
Ahmed ARİF

“Bizim bu topraklarda gözümüz var. Ama bir yerlere alıp götürmek için değil, yerin taaa dibine gömülmek için…”
...demişti bir keresinde!..
“Bir güvercinin ruh tedirginliği içindeyim… ürkek… güvensiz… Ama biliyorum ki bu ilkede güvercinlere dokunmazlar…”
…diye yazıyordu “Ruh Halimin Güvercin Tedirginliği” başlıklı yazısında…
Son yazısı olmuştu bu!..
Yokluk, yoksulluk içinde geçmişti çocukluğu, gençliği. Yetimhanede büyümüştü.
Halkının yaşadığı “büyük felaket”i, soykırımı iliklerine kadar yaşıyordu.
Ama ırkçılığa, halklar arasında kin ve düşmanlığa zerre kadar prim vermemişti ömrü boyunca…
O, devrimci bir bilinçle yaklaşıyordu halklar sorununa…
TKP-ML(TİKKO) üyesiydi gençlik yıllarında. 12 Eylül askeri faşist darbesi geldiğinde arkadaşlarına artı bir zarar gelmesin diye adını Fırat DİNÇ olarak değiştirecek kadar sorumlu ve naif bir düşünce adamıydı.
Türkiye Sosyalistlerinin-en azından bir kesiminin- birleşik bir partisi gündeme geldiğinde tereddüt etmeden Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nde yerini almıştı.
Kürt Halkı’nın yaşadığı zulme, katliamlara sessiz kalmadı. Kürt Halkı’nın eşit, özgür yaşama isteğine, onurlu bir barış talebine bütün gücüyle destek verdi. Barış Meclisi üyesiydi.
Irak Savaşı sırasında Arap Halkıyla dayanışma için “Doğu Konferansı Girişimi”nin kurucuları arasında yer aldı.
O, İHD üyesiydi aynı zamanda, yılmaz bir insan hakları savunucusuydu. Yaşasaydı bugün Manisa Selendi’de yaşananların karşısında bütün yüreğiyle dimdik durup “hepimiz Roman’ız” diye haykıracağından asla şüphe duymuyoruz.
Birgün Gazetesinde köşe yazıları yazıyordu.
…Ve AGOS’u kurmuştu, Ermenice-Türkçe… Öz çocuğuydu AGOS, her şeyiydi O’nun… Ve O, her şeyiydi AGOS’un; kurucusu, yazarı, sahibi, genel yayın yönetmeni…
Ermeni Halkı’ndan Türk Halkı’na, Türk Halkı’ndan Ermeni Halkı’na bilgi, haber, duygu aktarıyordu AGOS, halklar arasında bir duygu köprüsüydü O’nun AGOS’u.
Kendisinin ve ailesinin asgari ihtiyaçları dışında bütün varlığını AGOS’a ve Ermeni Yetimhanesindeki çocuklara adamıştı.
Bu nedenle kış ortasında altı delik ayakkabıyla dolaşıyordu ve vurulup boylu boyunca uzandığı yerden ayakkabısının altındaki delik suratına çarpıyordu utanmasını bilenlerin!..
AKHPARİK Hrant, 24 Nisan’dan- 24 Nisan’a emperyalist metropollerde ısıtılan ve Türkiye’yi emperyalist politikaları için dünyanın dört bir yanında daha fazla jandarma olarak kullanmak üzere sıkıştırmaktan başka bir amacı olmayan “soykırım” tartışmalarının ardındaki gerçeği gördü ve bu yüzden bunlara itibar etmedi hiçbir zaman.
Hrant bir barış savaşçısı olmasına rağmen söylemindeki hümanizmi ve kardeşliğe vurgusunu anlamayanlara karşı mesafeli durdu ve hep bir kavgası oldu.
Yurtlarından sökülen ve söylemine karşı çıkan kardeşleriyle anlaşamadığı da oldu ama devletin, resmi ideolojinin, resmi tarihin yalanlarına, yasaklarına teslim olmak da değildi O’nun bu tutumu.
O, halkının yaşadıklarını, Anadolu’nun yoksul, emekçi halklarına anlatmanın yolunu aradı hep. İnatla… Israrla.
Halklar arasında bir duygu köprüsü kurmaktı O’nun yaptığı.
Gizlenen gerçekleri açığa çıkarıp resmi tarihin yalanlarını teşhir ettikçe; açık faşistinden “sol” maskelisine, bütün “kafatası cumhuriyetçileri” nin boy hedefi haline gelmekte gecikmedi.
Sabiha GÖKÇEN’in şahsında Ermeni yetimleri sorununu dile getiren yazısından sonra İstanbul Valiliği’ne çağrılıp Vali Muavini’nin yanında iki MİT görevlisince tehdit edilmişti, “usulünce”!..
Ermeni halkında oluşan “Türk” imajını eleştirdiği uzun sosyo-psikolojik tahlil yazısı “Türklüğe hakaret” olarak damgalandı ve linç gösterileriyle dolu yargılama süreçlerinde 301.’den mahkum edildi.
Gerisi artık 1,5 milyon + 1 mesajının nasıl verileceğine kalmıştı.
Onu da soykırım mirasını sahiplenen bir devlete “yakışır” bir şekilde hallettiler. Artık bu işler için kullanmak üzere ellerinin altında her köşe başında hazır tuttukları bir “tetikçi güruh”u bu iş için kullandılar.
Ve bunu göstere göstere, bütün dünyanın gözlerinin içine sokarak yaptılar.
Neredeyse bütün bir kasaba halkı tetiği kimin çekeceğini bile aylar öncesinde biliyordu. “Ulucanlar Katliamının Baş Celladı”; dönemin İl Jandarma Alay Komutanı Albay Ali ÖZ de, Trabzon ve İstanbul Emniyet Müdürlükleri de, Emniyet İstihbarat Genel Müdürlüğü de biliyordu bunu.
Dahası ve en alçakça olanı da Akhparik Hrant’ın kendisi de bunu net olarak biliyordu ve artık “bir güvercinin ruh tedirginliği” içinde yaşıyordu. Gerisi yer ve zaman meselesiydi.
O da “usta işi” kotarılmıştı!..
19 Ocak saat:15.00
19 ve 15 = 1915
Mesaj tamamlanmıştı.
Sonra da Bahçeli’sinden, Yazıcıoğlu’na, Erdoğan’ından Baykal’ına-Perinçek’ine koro halinde gözyaşı dökmeye başlamışlardı!.. Timsah gözyaşları!..
“Hrant DİNK cinayeti Türkiye’nin imajına zarar vermiştir…”diyorlardı.
Öldürülmesi için gerekli bütün koşulları yaratanlar, O’nun ölüsünden de “fayda” sağlamaya çalışıyorlardı bu ırkçı ve kafatasçı cumhuriyet hesabına...
İğrenç, mide bulandırıcı ve hayâsızca!..
Bir toplumun “vijdan’ı bu kadar zulmü taşıyamazdı.
…Ve “vijdan” ayaklandı!..
Cenazesinde yol boyunca yürüdükçe büyüyen bir insan seli, yüz binler hep bir ağızdan “hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeni’yiz” diye haykırdı…
Taammüden işlenen bu devlet cinayeti tam da sahibini vuruyordu ki, tetikçiyi “buluverdiler”!..
Ardından da “azmettirici” psikopat “çete”yi!..
Artık “yargı devrede” idi ve artık “adalet mekanizması işleyecek” ti.
Kısa sürede mâlûm “klasik” de kendini gösterdi:
Karakolda kahraman Türk Polisi “tetikçi” ile hatıra fotoğrafı çektirme yarışına girmişti. Türk bayrağı önünde kartpostallık pozlar verdirilmiş ve basına servis edilmişti. Mahkemeye getirilen Cezaevi ring aracında “Ya sev,ya terk et” çıkartması sırıtıyordu. Duruşmalarda Hrant’ın ailesine, avukatlarına ağza alınmayacak küfürler, hakaretler savruluyordu. Her duruşmada Hrant’a bir kurşun daha sıkılıyordu adeta…
Türk usulü “adalet” böyle dağıtılıyordu!..
Aradan geçen 3 koca yılda orta yerdeki bütün verilere rağmen, gerçek katillere ulaşma konusunda bir arpa boyu yol alınmış değil.
Kendi bakanlarına “suikast” iddiaları için “kozmik oda” ya giren AKP adaleti Hrant’ın gerçek katillerinin ifadesine bile başvurmuyor.
Sistemin asker-sivil bürokrat eliti ile aralarındaki güç ve iktidar çatışmasının şiddetine bakıp AKP’yi sistemin dışında gören, ondan “post liberal” hayaller besleyenler, ezilenler için de adalet bekleyenler AKP’nin bir “egemen ulus” ve “egemen sınıf” partisi olduğunu unutuyorlar.
Güncel politik duruşlarından yola çıkıp her şeyi AKP karşıtlığı üzerinden kurmak ve Hrant Dink cinayetini de “Hrant’ın katili faşist AKP” diye slogan atarak AKP’ye yüklemek bilerek ya da bilmeyerek gerçek katilleri, Kontr-gerillayı, asıl devleti gözlerden saklamak ve abesle iştigal etmektir ama AKP’den Hrant için adalet beklemek de aptalcadır.
Aslolan bu devletin dayandığı ırkçı-kafatasçı temeli, resmi tarihi, resmi ideolojiyi ortadan kaldırmaktır. Ulusların ve dillerin tam hak eşitliğine ve özgürlüğüne, isterlerse ayrılma hakkına sahip olduğu bir ülke ve toplumsal sistem yaratmaktır.
Aksi halde Laik, Hanefi, Sünni, Müslüman, Türk (LAHASÜMÜT) kimliğini taşıyan, ya da bu kimliğe bürünmeye rıza gösterenler dışındaki herkes, her topluluk hedeftedir. Egemen ulus ve kimliğin dışındaki kimliklerin hakâret ve aşağılama konusu olduğu, toplu sürgün ve kıyımlara uğradığı, Hrant Dink cinayetinde olduğu gibi göstere göstere katledildiği bir “bir arada yaşam” söz konusu olamaz.
Lenin’in dediği gibi;”hiçbir şey işçi sınıfının enternasyonal birliğine ulusal haksızlıklar kadar engel olamaz. Ulusal haksızlıkların olduğu bir yerde işçi sınıfının enternasyonal birliği kurulamaz…”
Ulusal haksızlıkları –“etnik meseleleri kaşımama” adına- görmezden gelindikçe, “bir arada yaşam”ın koşulları oluşmamakta, aksine egemen ulus ırkçılığı gemi azıya alarak bir arada nefes alma olanağı dahi bırakmamaktadır.
Ermeni-Nasturi soykırımını görmezden gelmek, Kürt soykırımına, Kürt soykırımını görmezden gelmek linç kültürünün büyümesine ve en son romanların bir kasabadan topyekün sürülmesine giden yolu açmıştır.
1915’in hemen ertesinde Anadolu’daki Rumlar’ın sürülmesi, Çerkezlerin hizaya getirilmesi, Mustafa Suphi ve yoldaşları şahsında komünist katliamı ve ardından Koçgiri’den Palu’ya, Sason’dan Zilan’a, Oremar’dan Tendürek’e Agiri’den Dersim’e vb. Kürt isyan ve katliamlarına sıra gelmiştir.
Mübadele yıllarında iki milyon Rum’dan dört yüz bininin kaldığı görülmüş, bu dörtyüzbinden de ikiyüzbini mübadele sırasında ölmüş, “varlık vergisi” ile gayrimüslimlere varlıklarının birkaç katı vergi konmuş, el konulan tüm mal varlıkları da yetmeyince Aşkale’de, Sivrihisar’da çalışma kamplarında telef edilmişlerdir. ”Sivil” yağma, çapul ve katliamın örgütlendiği 6-7 Eylül olayları yıllar sonra hazırlayıcıları tarafından; “muhteşem bir organizasyondu” sözleriyle Türk Gladio tarihindeki müstesna yerini almıştır.
Osmanlıda kılıçtan geçirilip, kuyulara atılan Kızılbaşların, Alevilerin kaderi Cumhuriyet Döneminde de değişmemiş, Çorum’da, Maraş’ta, Gazi’de katliama uğramış, Sivas’ta diri diri yakılmışlardır.
Son Kürt isyanında kırk bin civarında insan katledilmiş, on sekiz bin civarında “faili meçhul” cinayet işlenmiş, dört bin civarında köy-mezra yakılıp yıkılmış, dört milyon civarında Kürt toprağından sürülmüş, kendi ülkesinde “mülteci” konumuna getirilmiştir.
“Kürt Açılımı” diye başlayıp DTP’nin kapatılması, seçilmiş belediye başkanlarının kapısının kırılarak, başına basarak, kelepçelenip tek sıra halinde çekilmiş görüntülerinin basına servis edilerek sömürgeci egemenliğin küstahça sergilendiği merasimlerle “Kapan” a dönüşmesinin AKP eliyle olmasını anlamayanlar AKP’nin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmamasının yegane “gerekçe” sini hatırlamalıdırlar: Burjuva medyasındaki akıl hocası zevatın ağız birliği etmişçesine; ”AKP kapatılırsa doğuda başka Türk partisi kalmaz” şeklindeki çığlıkları boşuna değildi.
Başka yolu yok!..
Ya bu ırkçı ve kafatascı Cumhuriyetin yerine ulusların ve dillerin tam hak eşitliğine ve özgürlüğüne dayalı bir ülke yaratacağız ya da bu kan ve zulüm denizinde debelenmeye, boğulmaya devam edeceğiz...
Akhparik Hrant!..
Sana söz veriyoruz.
Baskılara, katliamlara ”haldan bilmez kahpe yalana” inat seni anmaya, anlatmaya devam edeceğiz.
“İyi çocuklara, kahramanlara…”
Sen rahat uyu!..
ASLA UNUTMAYACAĞIZ!..
ASLA UNUTTURMAYACAĞIZ!..
-CEYNE ASTERUN YEĞPAY RÜTYUN
-BİJİ BIRATİYA GELLA
-YAŞASIN HALKLARIN KARDEŞLİĞİ
16 0CAK 2009/ANKARA
MAHMUT KONUK
Hrant Dink ve Halklar Sorunu panelinde yaptığı konuşmadır

2 Ocak 2010 Cumartesi

AKP “AÇILIM”I RESMÎ İDEOLOJİK KAPANA DÖNÜŞÜRKEN

“Yarın… cesaretimiz kadar olacaktır.”
(Rojdestvenski.)

AKP “açılım”ı resmî ideolojik kapana dönüştü(rüldü); ya da “(A)çılım (K)apandı (P)olitikası” yeniden ihya edildi…
Burjuva medyasının “Bir açılım hatırası” manşetiyle sunduğu kareler, “açılım”ın ne olduğunu özetlerken; verdiği “ideolojik mesaj”la Kürtlerin onurunu kırmakla sınırlı kalmayıp; Karl Marx’ın çizdiği tarihsel çerçeveye* saygılı onurlu Türkleri de aşağılıyor…
Diyarbakır’ı kucaklamayan, Diyarbakır’ın “Evet” demediği herhangi bir “çözüm”ün olmayacağı, olamayacağı ayan beyan ortadayken; “Kürt Meselesi”nin adı “ulusal” ve niteliği “kolektif” olarak konmadan Kürtlerin “sosyal”, “kültürel”, “demokratik” haklarını ilerletme türünden kısmi reformlarla yol almak, mesafe kaydetmek mümkün değildir…
Ancak yaşananların bir kez daha ortaya koyduğu üzere Anadolu’nun Türk kesimi barışa hazır değil; bu böyle hâlâ ve ne yazık ki…
Bunun böyle olmasından ötürü AKP “açılım”ı resmî ideolojik kapana dönüş(türül)müştür. Bunda kesinlikle şaşırtıcı bir yan yoktur. Çünkü AKP’nin, Kürt Ulusal Sorunu’nu kolektif haklar düzleminden soyutlayıp ABD/AB standartlı “Bireysel Haklar” düzlemine indirgemesi, “açılım”ın ilk günlerinde Genelkurmay Başkanı’nın da onayladığı üzere, resmî ideolojinin “hayır” diyemeyeceği bir refleksti.
AKP’nin “kardeşlik” retoriğine ve AKP ile asker-sivil bürokrat elit arasındaki iktidar çatışmasının şiddetine bakıp AKP’yi resmi devlet ideolojisinin, Türk egemenlik sisteminin dışında sananlar AKP’nin Anayasa Mahkemesi tarafından neden kapatılmadığını unutmuş görünüyorlar. “AKP kapatılırsa Doğu’da başka düzen partisi kalmaz” diye bağıran burjuva medyasının feryadını hatırlamıyorlar…
Gelinen noktada, Kürt sorununun ulusal niteliğini gölgelemeye yönelik manevralar, İsmail Beşikçi Hoca’yı doğrularcasına iflas etmiş; AKP eliyle devreye sokulan “açılım”, “liberallerin en muhafazakârı, muhafazakârların en liberali” AKP’nin niyet ve kapasitesini bir kez daha ortaya koyarken, sonuçları itibariyle Türkiye’de politik alanı da daraltmıştır.
Politik alanın daraldığı güzergâh, liberal yanılsamanın nihayete erdiği; CHP-MHP faşizan söyleminin öne çıkartıldığı, TSK’nın Trabzon’da bir savaş aracı olan Oruç Reis fırkateyninden mesajlar verdiği, Tekel işçilerinin gazlandığı, Bayramiç ve İzmir örneklerinde olduğu üzere linçlerin yaygınlaştığı ve sıradanlaştığı, krizin sonuçlarının tüm sonuçlarıyla ortaya çıktığı bir toplumsal huzursuzluk ve istikrarsızlık tablosuna denk düşmektedir.
Böylesi bir tablo, doğası gereği iktidar bloğunun parçalandığı bir “iktidar boşluğu”na denk düşer; her “iktidar boşluğu” da, sermayenin yeniden yapılanma gereksinimi doğrultusunda ve kaçınılmaz olarak yeni iktidar arayışlarına yol açar.
Kriz koşullarında sermayenin yeniden yapılanma arayışı, Kürtlerin özgürlük mücadelesinden emekçilerin iktisadî-toplumsal taleplerine, hiçbir toplumsal talebe olumlu yanıt verme olanağına sahip değildir. “Demokratik” olarak tanımlanan iktisadî cebir yöntemlerinin imkân dâhilinde olmadığı Türkiye’de sermayenin yeniden yapılanması ancak iktisat-dışı cebir totalitarizmi ile mümkün olacaktır.
Bülent Arınç’a “suikast girişimi”nden Barış ve Demokrasi Partisi’ne yönelen son operasyona dek tüm somut veriler de, yukarıda zikredilen olasılığa işaret etmektedir. “Kürt sorunu”na ilişkin devlet tutumu giderek “düzen içi çözüm”den “oy hesapları”nı dışlayan bir “hal”e doğru evrilmektedir. Sevk zincirine vurulu, tek sıra dizilmiş Kürt politikacıların ya da başına bastırılarak diz çöktürülen seçilmiş belediye başkanının basına servis edilen fotoğrafı bu “hal”in emarelerinin en önemli örneklerindendir. Bu gidişat Fikret Başkaya’nın kapitalizmin sürdürülemez özelliklerinin, onu daha baskıcı, saldırgan ve totaliter kıldığı yolundaki saptamasını doğrularken, Kürt halkının büyük bölümünü de bir “kopuş” noktasına doğru sürüklemektedir.
Buraya dek ifadeye gayret ettiğimiz tabloda “demokratikleşme” beklentileri giderek daha karşılıksız sanrılara dönüşüyor. Bu sanrıların “düzen içi düzenleme” ekseninde savunulması AKP ile liberaller arasındaki farkları ortadan kaldırmaktadır. Benzer biçimde, “düzen içi düzenlemeler” karşısında kopartılan fırtına da, CHP ile MHP arasındaki farkları yok etmektedir. Böylelikle sistem, siyasal güçlerini yeniden dizilime tabi tutarken, aynı zamanda kutuplaştırmaktadır da. Bu da kaçınılmaz bir hesaplaşmanın startını oluşturuyor.
Ancak söz konusu kamplaşmada taraf olmak, ne Kürtlerin ne de emekçilerin yararınadır. Şimdi yapılması gereken, Jean Jacques Rousseau’dan Marx’a uzanan hattın ifade ettiği gibi barışı bir “toplumsal adalet” olarak tasarlamaktır; bu ise, nihaî olarak Kant’a dayanan, ve “serbest piyasa”yı bir önkoşul olarak gören “Ebedî (ya da verili demokrasi koşullarına içkin) Barış” fikrinden kopuşu gerektirir. Serbest piyasa ve onu kutsayan görüşlerden hiçbiri barış getiremez. Bir “toplumsal adalet” olarak barışı kurabilmek için Kürtlerin mücadelesiyle Anadolu emekçilerinin toplumsal taleplerini “birbirlerini destekleme” retoriğinden kurtarıp toplumsal bir eylemin ittifakına dönüştürmek gerekiyor ki bu da, eninde sonunda resmî ideolojiyi, solculuğun tüm liberal ve ulusal versiyonlarını kesinlikle reddeden “Ezilenlerin Tarihsel Bloğu”nu oluşturmaktır.
Anlaşılmalı ki; Oruç Reis fırkateyninden Kürtlere olduğu kadar emekçilere ve anlayan herkese gözdağı verilmiştir. Diyarbakır’daki adliye sarayı önünde sevk zincirine vurulan Kürt politikacıları ve seçilmiş belediye başkanları nezdinde emekçilere diz çöktürülmekte, Ankara’da tekel işçileri nezdinde Diyarbakır yoksulları gazlanmaktadır. Saldırı hepimizedir. Ya aşağılanmayı, gazlanmayı ve kabul edeceğiz ya da…
Tercih bizim!
Bunları daha önce, “açılım”ın tezgâhlandığı ilk günde, “Kürt ‘Açılımına’ Dair Bildiri: Adıyla Çağırmamak Bir Yalan Söyleme Yöntemidir...”de söylemiştik…
“Açılım”ın başında, herkesin “Açılım Sarhoşu” olduğu koşullarda yazdıklarımız, kimilerine “kötümser kehanet(ler)” gibi gelmişti…
Umarız bu sefer de öyle olmaz
Dedik ya tercih ve gelecek bizim!

31 Aralık 2009.
*“Kara tende ezildiği sürece emek, beyaz tende asla özgür olamaz,”(http://www.zcommunications.org/zquotes/276)


Sibel Özbudun, Temel Demirer,Yücel Demirer,Kamer Konca,Mahmut Konuk,Sait Çetinoğlu,Fikret Başkaya,Gün Zileli,Nalan Temeltaş,Erdal Doğan,Güngör Şenkal,İsmail Beşikçi,Ayhan Çınar, Sinan Çiftyürek,Tuncay Atmaca, Kadir Cangızbay, Ragıp Zarakolu, Ahmet Önal,Attila Tuygan,Fatime Akalın,Recep Maraşlı


gercekinatcidir@gmail.cm

24 Aralık 2009 Perşembe

Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisian’a Açık Mektup/Open Letter to the Armenian President Serj Sarkisian/Lettre ouverte au Président arménien Serge Sarkissian




Sayın Başkan

Ermeni halkının yiğit evladı, yoldaşımız Sarkis Hatspanian’ın Başkanlık seçimlerindeki siyasi tutumundan dolayı kasım 2008 tarihinden bu yana Yerevan’da siyasi tutuklu olduğunu üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayız.

Sizin de çok iyi bildiğiniz gibi; Ermeni devrimciler, uluslar arası devrimci harekete başından beri omuz vermişler, birçoğu bu yolda hayatını kaybetmiştir. 1789 Fransız Devriminde yer alan İsdepan (Etienne) Vosgan; Haziran 1915'te diğer Ermeni sosyalist yoldaşlarıyla birlikte idam sehpasına tırmanırken “yaşasın Sosyalizm!” diye haykıran Paramaz (Matdeos Sarkisyan) 1915 Soykırımından sağ kurtulabilenlerden, bulundukları ülkedeki devrimci mücadelelere omuz verirken yaşamını yitiren Şadarevian (Lübnan), Boğosyan (Bulgaristan), Armenak Bakırcıyan (Orhan Bakır - Türkiye) bunlardan yalnızca birkaç tanesidir. Dahası, Ermeniler, 1936 İspanya İç savaşında Devrimci müfrezeler içinde yer almışlar, Aşot Artiesyan, falanjistlere karşı dövüşürken yaşamını kaybetmiştir. Ve nihayet, 1940’larda Nazilere karşı direnişte ön safta yer alıp kurşuna dizilen efsanevî Manuşyan (Komutan Charles)’ın adını anmak gerekir.

Bu devrimci geleneğin son kuşağından Aleksandrette/İskenderun doğumlu Sarkis Hatspanian Türkiye devrimci hareketi içinde yetişmiş, 1980 cuntasından sonra kovuşturmaya uğramış, tutuklanıp 12 Eylül tezgâhında işkence görmüştür. Bunun ardından, kaçak yollardan ulaştığı ve mülteci olarak yaşadığı Fransa’da kendini geliştirmiş, sanat dünyasında isim yapmıştı. Ne ki, Ermeni halkının bu yiğit evladı, ülkesinin ve halkının çağrısıyla Fransa’daki koşullarına sırtını dönüp, Ermenistan’ın kuruluşuna katılmak üzere halkının yanına koşmuştur. Bu konuda hiçbir özveriden kaçınmadığı da malumunuzdur.

Yoldaşımız Sarkis Hatspanian’ın, bir yılı aşkın süredir hakkında hiçbir suçlamada bulunulmaksızın ve muhakeme edilmeden cezaevinde tutulması, bizleri derin bir üzüntü içinde bırakmaktadır. Yoldaşımızın bir an önce serbest bırakılması için gerekli girişimlerde bulunarak, özgürlüğüne kavuşmasına, ailesine, dostlarına, yoldaşlarına kavuşarak, her zaman yanında olmak istediği halkının arasına dönmesine yardımcı olacağınıza inanmak istiyoruz.

Saygılarımızla,

English

Open Letter to the Armenian President Serj Sarkisian

Dear Mr. President,
We are informed that our comrade Sarkis Hatspanian, that heroic son of Armenian people, is being detained as a political prisoner in a jail in Yerevan since November 2008, due to his political position during the presidential elections.
As you must well know, Armenian revolutionaries have supported the international revolutionary movement from the outset and there are many who have fallen in the struggle. Isdephan (Etienne) Vosgan who has joined the French Revolution of 1789; Paramaz (Matdeos Sarkisian) who cried “Long Live Socialism!” while mounting to the gallows with other Armenian socialist comrades on 1915; Shadarevian (Lebanon), Boğosyan (Bulgaria), Armenak Bakırcıyan (Orhan Bakır – Turkey), who died while supporting revolutionary movements in the countries they live in, after surviving in the genocide of 1915, are among some of these.
Moreover, Armenian revolutionaries did not hesitate to participate to the revolutionary brigades during the Civil War in Spain (1936), and have lost Ashot Artiesian during a heroic battle against the phalanges. And last, but not least, the beloved name of the legendary Commandante Charles, Manouchian, executed by the Nazis during the Resistance, must be mentioned.
Sarkis Hatspanian, one of the last of this revolutionary tradition, born in Alexandrette was raised within the revolutionary movement in Turkey, persecuted, detained and tortured by the military regime of 1980’s. On a voluntary self-exile to France, he trained himself and became a prominent artist. Nevertheless, this heroic son of the Armenian people, did not hesitate to turn his back to the comfortable life offered to him in France, to join the struggle to found Armenia. As you may well know, he did not withold any sacrifice in this effort.
It grieves us much, that our comrade Sarkis Hatspanian is being held in prison since more than one year without being oficially charged and tried. We sincerely wish to believe that you will not abstain any necessary initiative to grant his release and to provide for his return to his family, friends, comrades and his beloved people.
With due respects,

Français

Lettre ouverte au Président arménien Serge Sarkissian

Monsieur le Président,

Nous avons appris avec tristesse que le courageux fils du peuple arménien, notre camarade Sarkis Hatspanian, est prisonnier politique à Erevan depuis Novembre 2008 du fait de son attitude politique durant les élections présidentielles.
Comme vous le savez déjà, des révolutionnaires arméniens ont, depuis les origines, soutenu le mouvement révolutionnaire international ; beaucoup d'entre eux en sont morts.
İstepan (Etienne) Vosgan impliqué dans la Révolution française de 1789 ; Paramaz (Matdeos Sarkisyan) qui criait « Vive le Socialisme! » tout en allant à la potence avec un autre camarade socialiste arménien en juin 1915 ; parmi eux figurent Chadarevian (Liban), Bogosyan (Bulgarie), Armenak Bakırcıyan (Orhan Bakir - Turquie), décédés en soutenant les mouvements révolutionnaires dans les pays où ils vivaient, après avoir survécu au génocide de 1915.
De plus, les Arméniens ont pris part aux brigades révolutionnaires dans la guerre civile espagnole en 1936, Achot Artiesyan est mort en combattant contre les phalangistes. Enfin, il faut mentionner le légendaire Manouchian (Commandant Charles), à l’avant-garde du combat contre les nazis dans les années 1940, qui a été fusillé.
Issu de la dernière génération de cette tradition révolutionnaire, Sarkis Hatspanian, qui est né à Alexandrette a grandi au sein de ce mouvement révolutionnaire turc, et a subi des poursuites après la junte de 1980. Il a été détenu et torturé dans les geôles du 12 Septembre.
Suite à cela, il s’est fait un nom dans les Arts en France, où il avait fui et vivait comme réfugié. Ce courageux fils arménien est parti pour soutenir son peuple afin de tenir un rôle dans la construction de l'Arménie, en laissant ses conditions de vie en France. Comme vous le savez, il n'a jamais évité le sacrifice de sa personne.
Nous sommes vraiment désolés que notre camarade Sarkis Hatspanian soit maintenu en prison depuis plus d'un an, bien qu’il n'y ait aucun acte d'accusation ni de jugement. Nous voulons être persuadés que vous ferez de votre mieux pour prendre les mesures nécessaires afin de libérer notre camarade et l'aider à retrouver la liberté, rencontrer sa famille, ses amis, ses camarades et retourner auprès de son peuple, avec lequel il veut vivre.

Respectueusement,



İsmail Beşikçi
Fikret Başkaya
Sait Çetinoğlu
Temel Demirer
Sibel Özbudun
Mahmut Konuk
Mihail Vasiliadis
Ragıp Zarakolu
Attila Tuygan
Erdal Doğan
Emrah Cilasun
Hanna Beth-Sawoce Sweden
Gün Zileli
Güngör Şenkal
Mustafa Kahya
Oktay Etiman
Orhan Miroğlu
Ruşen Sümbüloğlu
Hüseyin Gevher
Ayşen Hadimioğlu
Ali Çetin
Kemal Kutan
Ayhan Altay
Adnan Caymaz
Fatima Akalın
Recep Maraşlı
Raço Donef- Sydney
Yalçın Ergündoğan
Can İkizler -Boston USA
Hüseyin Güngör
Hulusi Zeybel
Mehmet Ufuk Peker
Denis Dion - Dreisbusch
Ceyhan Suvari
Ahmet Önal
İsmail Aydın
Ohannis Conkar
Ayhan Çınar
Murad Mıhçı
Misak Haroian
Hamdi Öztürk
Isabelle Marilier - Union activist - Marseille - France
Zeynep Tozduman
Lerna Ekmekçioğlu
Neda Bebiroğlu
Dr. Tessa Hofmann, Berlin Scholar of Armenian Studies and HR Defender
Vahan Altıparmak
Melissa Bilal
Kamer Konca
Selina Ozuzun

20 Ekim 2009 Salı

Adıyla Çağırmamak Bir Yalan Söyleme Yöntemidir...
Kürt "Açılımına" Dair Bildiri



Kürt sorunu seksen yıllık bir tabuydu. Şimdilerde tabu olmaktan çıkmakta ve konuşulmakta ama yapılan konuşmaların, söylenen sözlerin reel bir karşılığı olup olmadığı hala tartışmalı. Nitekim Temmuz ayının sonunda ‘Kürt açılımı denilene Ağustosun sonunda ‘demokratik açılım’ deniyordu, Eylül sonunda artık ‘huzur ve uzlaşı projesi’ deniyor... Eğer bir sorunu çözmek gibi samimi bir niyetiniz varsa, önce onu adıyla çağırmanız gerekir. Unutmamak gerekir ki, farklı biçimlerde ifade edilse de ‘açılım’ daha önce de gündeme gelmişti. Bir başbakan ‘Kürt realitesini tanıyoruz’ dedi, bir daha ağzına almadı, alamadı, bir başkası ‘AB’nin yolu Diyarbakır’dan geçiyor’ dedi o da bir daha ağzına almadı, alamadı... Zira söylediklerinin reel bir karşılığı yoktu. Neden olmadığı rejimin niteliğiyle ilgili tartışmayı angaje ediyor. Zira, Türkiye’de hükümet olmak hükmetmek anlamına gelmiyor.
Kürt sorunu ulusal bir sorundur. Ezilen ulusun kendi kaderini tayın etmesi sorunudur. Ezilen ulusun kendi kaderini tayın etmesi de, gönüllü birlikte yaşamayı da, ayrılmayı da içerir. Kürtlerin ne istediğinin netleşmesi, iradenin ortaya çıkması, sınırsız bir tartışma ortamının sağlanmasını, ifade [düşünce] özgürlüğünün önündeki tüm engellerin ortadan kaldırılmasını gerektirir. Bir sorunun nasıl çözüleceği, ne olduğundan bağımsız değildir. Kürt sorunu nedir? Kürt sorunu neden bir sorundur? Bu sorun günümüze kadar neden çözülmeden gelmiştir? Sorunu yaratan esas unsurlar nelerdir? Gibi temel sorular hiçbir zaman gündeme getirilmiyor, tartışma konusu yapılmıyor... Eğer orta yerdeki sorun, ulusal mahiyette bir sorunsa ki öyledir, onu demokratikleşme çerçevesinde çözmek mümkün değildir. Zira, demokratikleşmeyle Kürt sorununun çözümü arasındaki ilişkinin yönü demokratikleşmeden Kürt sorununa doğru değil, Kürt sorunundan demokratikleşmeye doğrudur. Başka türlü ifade etmek gerekirse, Kürt sorununun önceliği vardır. Bunun anlamı, ezilen bir halk olan Kürtlerin gasbedilmiş haklarının iadesi, demokratikleşme denilenin kapsadığı, kapsaması gerekenden başka/farklı şeyleri de içerir. Geçerli yaklaşım sorunun bireysel haklar temelinde çözüleceği şeklinde. Kürt sorununun çözümü doğrudan kolektif hakları içeriyor. Elbette kolektif haklarla bireysel haklar arasında bir çatışma söz konusu değildir.

Başbakan ve içişleri bakanı ne yapacaklarını değil, neyi yapmayacaklarını sayarak konuşmaya başlıyorlar... Cunta anayasasına dokunmadan seksen yıllık zihniyetle hesaplaşmadan sorunun çözüleceğine inanan var mı? Hala Kürtçe’nin bir dil olarak kabul edilmemesi demek, o dili konuşan halkın varlığının da inkâr edilmesi demektir. Böyle bir anlayışla sorun çözülebilir mi? Bu anlayışta ısrar devam ederse, Kürt çözümü, Türk çözümsüzlüğü olmaya devam edecektir. Kürt sorununun kaynağında, devletin inkâr, imha ve asimilasyon siyaseti vardır. Devlet Kürtlere doğal haklarını teslim ederek, bu politikadan, bu uygulamalardan geri adım atabilir. Kürtlerin ihtiyacı olan lütuf değil, haksızlığın giderilmesidir. Bunun da yolu doğrudan sorunun tarafı olanla, Kürtlerle, Kürt örgütleriyle, Kürtleri temsil eden kurum ve kişilerle görüşmekten geçiyor. Oysa hükümet Türk tarafıyla görüşmeyi yeğliyor...

Biz aşağıda imzası bulunanlar, her şeye rağmen ‘açılım’ denilenin olumlu bir gelişme olduğu düşüncesiyle, sorunun çözümüne dair görüşlerimizi kamuoyuyla paylaşmayı, etik ve entelektüel sorumluluğun bir gereği sayıyoruz:

Eğer sorun gerçekten çözülmek isteniyorsa,

1. Devlet öncelikle Kürt halkına yapılan tarihsel haksızlığı açıkça ifade etmeli, Kürt halkından özür dilemeli, özeleştiri yapmalı; seksen yıllık resmi ideoloji ve resmi tarihle hesaplaşmaya cesaret etmelidir;

2. Terör ve terörist söyleminden, ‘son terörist yok edilinceye kadar... dilinden uzaklaşılmalıdır;
3. ‘Biz kardeşiz’ ‘bin yıldır birlikte yaşıyoruz’, ‘din kardeşiyiz’ vb. söyleminin asıl amacı, Kürtlere doğal haklarını, insan olarak sahip oldukları haklarını, Kürt toplumu olmaktan doğan haklarını vermemenin, ya da olabildiğince asgari düzeyde tutmanın gerekçesi yapılmak isteniyor. Bu yaklaşım terk edilmelidir;

4. İfade özgürlüğünün önündeki tüm engeller ortadan kaldırılmalıdır.

5. Askeri operasyonlar durdurulmalıdır. PKK ateşkes ilan ettiğinde devlet ateşe devam ediyor. Böyle bir durumda PKK’ye silah bırak demenin bir kıymet-i harbiyesi olamaz;
6. Seksen yıllık dönemde ama asıl son 25 yılda öldürülen 40 bin insanın, yakılıp yıkılan 4 bin köyün, yerlerinden zorla sökülüp atılan 4 milyon insanın hesabı birilerinden sorulmalı, verilen zararlar ‘tazmin edilmeli’, koruculuk sistemine derhal son verilmelidir;
7. ‘Bir başka ulusu ezen ulus özgür olamaz’ ilkesinin bir gereği olarak, Kürtlerin özgürlüğünün Türklerin de özgürlüğü olduğu hiçbir zaman unutulmamalıdır;

8. Gerekli hale geldiğinde referandum seçeneği gündemde olmalıdır...

Unutulmaması gereken bir şey daha var: özgürlüğü için mücadele etmekte kararlı bir halkı yenmek mümkün değildir. Öyleyse işe sorulması gereken soruları gerektiği gibi sorarak, tartışılması gerekeni gerektiği gibi tartışarak, şeyleri adıyla çağırarak başlayabiliriz...


Saygılarımızla...

---------------------------------------------------------------------------------------------
İsmail Beşikçi, Fikret Başkaya, Mahmut Konuk, Sibel Özbudun, Temel Demirer, Ragıp Zarakolu, Sait Çetinoğlu, Babür Pınar, Ayhan Çınar, Paşa Öztürk, Engin Bayramoğlu, Oktay Etiman, İsmet Erdoğan, Özgür Başkaya, Yücel Demirer, Attila Tuygan, Deniz Zarakolu, Büşra Beste Önder, Hüseyin Taka, Hüseyin Gevher, Mehmet Özer, Recep Maraşlı, Cemil Gündoğan, Ahmet Önal, Adnan Caymaz, Ali İmren,

Bildiriyi Destekleyenler

A.Hicri İzgören
A.Kadir Konuk,
Abdullah Çakay
Abdullah Saltık,
Abdullah Süheyl Baran
Abdulvahap Çam
Adil Duran
Adil Harmancı,
Adil Okay,
Ahmet Bilgiç
Ahmet Kaymak,
Ahmet Sezer
Ahmet Bükülmez
Ahmet Acar
Ahmet Alagöz
Ahmet Alim
Ahmet Yıldırım
Ali Akkoyun
Ali Buran
Ali Cenab Baytekin
Ali Özer
Ali Sener
Ali Soyadı
Ali Usta
Ali Yıldırım
Ali Ziya Çamur
Alişan Özdemir
Aliseydi Taşdemir,
Armağan Desem
Arzu Gündüz,
Asuman Özbey
Ata Keremoğlu
Atilla Keskin,
Atilla Zengin
Avni Kalkan
Aydın Erdoğan,
Aydın Ördek,
Ayhan Kayırılan
Ayşe Batumlu,
Ayşe Berktay,
Ayşe Günaysu,
Ayşe Yılmaz
Ayşen Hadimioğlu,
Aysen Dennis
Azad Ararat
Azad İsa
Bari Tunç,
Bayram Atakul
Bedirhan Epözdemir,
Behlûl Zelal
Bekir Uçar
Bengül Yağibasan
Berham Duman,
Berivan Nohut
Bilal Çelik
Bilal Pazarcik
Bilge Günaydın,
Binnaz Aslan
Birgül Uğur,
Boran Kaya
Brusk Solduk,
Burcu Ezgi Açıkgöz
Burcu Özaydın
C.Saffet Yılmaz
Can Davaslıgil,
Can Erdal
Canan Kaplan
Cano Amedi
Celal Guzel
Celalettin Can,
Celil Arzu
Cemre Güneş Şengül
Cengiz Yıldırım
Çerkes Abadzeh
Çetin Çelik
Cevdet Akbay,
Cevdet Bora
Ceyhan Süvari,
Cihan Kartal
Ciwan Tengezar,
Dara Bilek,
Derwich Mehabad Ferho
Devrim Akbal
Dilara Çelik,
Dilek Arslan
Dogan Ceren,
Doğan Emrah Zıraman,
Dr Ali Kılıç
Dr.Ali Gün,
Dr.Beyazit Taş,
Düzgün Onay
Edib Polat
Ekrem Altın,
Emin Salman
Emine Çiftçi
Emine Evci
Engin Polat
Enver Kurtuluş
Ercan Kanar,
Erdal Yıldırım,
Erkan Okay
Eşref Çakar
Evin Soysal,
Eylem Kaya
Eyyup Karageçili
Fahrettin Gönulaçar
Faik Bozkuş,
Faik Kuyurtar
Faiz Cebiroğlu,
Fatih Öztürk,
Fatma Asker,
Fatma Kızılöz,
Fehmi Yaşoğlu,
Ferman Toro
Felemez Başboğa,
Fettah Karagöz
Fikret Yaşar
Filiz Demir
Fırat Kaya,
Funda İpek
Goran Waisson
Gökhan Aslan
Gülcan Kartal
Güler Demir
Gülhan Benli
Gülhan Ulusoy
Gülizar Kılıç
Gülseren Tekin
Güngör Şenkal,
Haldun Özkan,
Halil Avcı
Halis Açar,
Halit Temli
Harun Sümer
Hasan Demircioğlu
Hasan Gürbüz,
Hasan Öztürk
Hasan Güner
Hatice Seçkin Akuğur
Hatice Zümrüt
Hayri Imak
Hekim Coşkun,
Hewi Sever
Hikmet Gülmüş
Hogır Midyadi
Hunav Altun
Hüseyin Coşkun
Hüseyin İnan
Hüseyin Nevcanoğlu,
Hüseyin Yavic
İbrahim Dinç
Îbrahîm Güçlü,
Îhsan Hasan Aydın
İhsan Yüce
Ikram Oguz
İrfan Açıkgöz
İrfan Akalp
İrfan Brurlday
İrfan Sarı
İshak Karakas
İsmail Cem Özkan
İzzettin Önder,
Jan Beth-Sawoce,
Kadir Cinar
Kadir Karahan
Kahraman Gündüz Güzel
Kamer Konca,
Kansu Yıldırım,
Kazim Kara
Kâzım Özdoğan
Kazim Polat
Kemal Doğu
Kenan Fani Doğan
Kenan Nudem
Kerem Doğan
Kerim İşbilir,
Kezban Bozan,
Kızılbaş Ali Ülger
Kubilay Mutlu,
Latif Epözdemir
Latif Tas
M. Zülküf Üçer
M.Emin Narin
M.Muhyettin Aslan,
M.Nasih Çetin
M.Nureddin Yekta
Ma.Silêman Mava
Mahir Oguz
Mahmut Aslan,
Mahmut Gergerli,
Mahmut Özkan
Mahmut Sezer
Mesut Baştuğ
Memosta Seyda Eruhi
Mahmut Timurtaş
Mazhar Zümrüt
Mehmet Çeliker
Mehmet Atak
Mehmet Değer,
Mehmet Emin Karakulak
Mehmet Ersoy,
Mehmet Hüseyin Taysun,
Mehmet Özdemır
Mehmet Şah Özgür,
Mehmet Şahin,
Mehmet Tarhan
Mehmet Tursun,
Mehmet Yahya Ekmen,
Mehtap Işık
Mekiye Ormancı
Melek Can,
Meltem Elidar
Mer Nezan
Meral Çıldır,
Meral Gundogan
Merve Mert
Mesut Yüce,
Metin Ayyıldız,
Metin Bakkalcı,
Mevlüt İlik
Mihraç Ural,
Miko Şahin,
Müfit Pınar,
Muhammed İslam
Muhsin Avcı
Munzur Çem
Murat Aktaş
Musa Firat
Mustafa Akar,
Mustafa Beydoğan
Mustafa Dere
Mustafa Elveren
Mustafa Erdem Sakinc,
Mustafa Kaplan,
Mustafa Karabudak,
Mutlu Şahin,
Müzeyyen Epözdemir,
Muzzafer Sağlam,
Nadya Zin Karakaya,
Nalan Güreş
Nazim Çomak
Nazım Sarıkaya,
Necati Pirinççioğlu
Necmettin Aslan,
Nejat Kangal,
Neslihan Tezel
Nesrin Uçarlar
Nezahat Paşa Bayraktar
Nezir Demir
Nihat Gültekin,
Nihat Kavşut,
Nil Demirkazik
Nilda Kamil Özbolat,
Niyad Eziz
Niyazi Bulgan
Nuran Maraşlı,
Nuray Muslu
Nuray Aydın
Nurettin Kızılkan
Nuri Aslan,
OguzTuran
Oktay Yılmaz,
Ömer İke
Ömürhan Soysal,
Önder Biçer,
Önder Uygun
Öner Özturk
Osman Tiftikçi,
Osman Dinc
Özdal Öner,
Özgür Güdenoğlu,
Özgür Hacı Kurt
Özlem Balki
Pakize Yıldız,
Pervin Erbil,
Pervin Yetiz
Pinar Taşkaya
Prof.Dr. Ümit Yazıcıoğlu,
Ragıp Duran,
Ramazan Sakın,
Rana Kuddaş
Recep Fisli
Refik Tuzun
Remzi Dede
Renan Acar,
Rêşad Sorgul
Reşat Bakan
Reyhan Kayışlı
Rıza Ballıkaya
Roza Işık
Rüstem Aslan
Şaban İba,
Sabri Bedirxano,
Sabri Önler,
Sahin Okay
Sait Keskin
Sait Pektas
Salih Çiftçi
Samet Topsever
Şanar Yurdatapan,
Saniye Dağ
Sanlı Ekin,
Sedat Acar,
Seîdê Sîsî
Selehattin Çoban
Selen Isa
Selim Giresori
Selim Temin
Selvi Üğdül
Sema Saydi
Semra Eren
Senar Kıpçak,
Serap Erdoğan,
Serdar Yıldız
Serhad Bapir
Serkan Engin
Servan Aba
Servet Ziya Çoraklı,
Sevda Yıldız
Seyfullah Bayram,
Şeyhmus Dağhan
Sinan Çiftyürek,
Sinan Köse,
Soner Çalış
Songül Beyazgül
Şoreş Erdoğan
Şükrü Erbaş,
Süleyman Ates
Suna Kose
Taki Örs,
Tamer Morkaç,
Tarık Demir
Taylan Özgür Eker
Tekin Ağacık
Tülay Özdemir
Tuncay Atmaca,
Tuncay Yılmaz,
Türkan Demir
Ufuk Berdan,
Ümit Sisligün
Vahap Maç
Vahdettin Kılıç
Vakkas Çelik,
Vartkes Hergel
Vedat Çetin
Velican Demirel
Veysel Çamlıbel
Veysel Tırpan
Veysi Aydin
Welat Beşiri
Xakî Bîngol
Xanavdal Mereme
Xelil Loman
Xidir Ûso
Yakup Kadri Karabacak,
Yaşar Kılavuz,
Yezdanser Amed,
Yılmaz Essen,
Yılmaz Kızılırmak,
Yüksel ÇağlarÖzdemir
Yusuf Yalçın,
Zafer Doruk
Zağros Cudi
Zeki Sarıoğlu
Zeki Temel
Zelal Şahin
Zeydin Edis
Zeynep Doğan
Zeynep Kaya
Zeynep Tozduman
Zilal Pali
Zinar Soran,
Zozan Özgökçe
Zozan Sezen,
Zubeyde Teker
Zubeyir Çoban
Xaki G. Bargin