20 Ekim 2009 Salı

Adıyla Çağırmamak Bir Yalan Söyleme Yöntemidir...
Kürt "Açılımına" Dair Bildiri



Kürt sorunu seksen yıllık bir tabuydu. Şimdilerde tabu olmaktan çıkmakta ve konuşulmakta ama yapılan konuşmaların, söylenen sözlerin reel bir karşılığı olup olmadığı hala tartışmalı. Nitekim Temmuz ayının sonunda ‘Kürt açılımı denilene Ağustosun sonunda ‘demokratik açılım’ deniyordu, Eylül sonunda artık ‘huzur ve uzlaşı projesi’ deniyor... Eğer bir sorunu çözmek gibi samimi bir niyetiniz varsa, önce onu adıyla çağırmanız gerekir. Unutmamak gerekir ki, farklı biçimlerde ifade edilse de ‘açılım’ daha önce de gündeme gelmişti. Bir başbakan ‘Kürt realitesini tanıyoruz’ dedi, bir daha ağzına almadı, alamadı, bir başkası ‘AB’nin yolu Diyarbakır’dan geçiyor’ dedi o da bir daha ağzına almadı, alamadı... Zira söylediklerinin reel bir karşılığı yoktu. Neden olmadığı rejimin niteliğiyle ilgili tartışmayı angaje ediyor. Zira, Türkiye’de hükümet olmak hükmetmek anlamına gelmiyor.
Kürt sorunu ulusal bir sorundur. Ezilen ulusun kendi kaderini tayın etmesi sorunudur. Ezilen ulusun kendi kaderini tayın etmesi de, gönüllü birlikte yaşamayı da, ayrılmayı da içerir. Kürtlerin ne istediğinin netleşmesi, iradenin ortaya çıkması, sınırsız bir tartışma ortamının sağlanmasını, ifade [düşünce] özgürlüğünün önündeki tüm engellerin ortadan kaldırılmasını gerektirir. Bir sorunun nasıl çözüleceği, ne olduğundan bağımsız değildir. Kürt sorunu nedir? Kürt sorunu neden bir sorundur? Bu sorun günümüze kadar neden çözülmeden gelmiştir? Sorunu yaratan esas unsurlar nelerdir? Gibi temel sorular hiçbir zaman gündeme getirilmiyor, tartışma konusu yapılmıyor... Eğer orta yerdeki sorun, ulusal mahiyette bir sorunsa ki öyledir, onu demokratikleşme çerçevesinde çözmek mümkün değildir. Zira, demokratikleşmeyle Kürt sorununun çözümü arasındaki ilişkinin yönü demokratikleşmeden Kürt sorununa doğru değil, Kürt sorunundan demokratikleşmeye doğrudur. Başka türlü ifade etmek gerekirse, Kürt sorununun önceliği vardır. Bunun anlamı, ezilen bir halk olan Kürtlerin gasbedilmiş haklarının iadesi, demokratikleşme denilenin kapsadığı, kapsaması gerekenden başka/farklı şeyleri de içerir. Geçerli yaklaşım sorunun bireysel haklar temelinde çözüleceği şeklinde. Kürt sorununun çözümü doğrudan kolektif hakları içeriyor. Elbette kolektif haklarla bireysel haklar arasında bir çatışma söz konusu değildir.

Başbakan ve içişleri bakanı ne yapacaklarını değil, neyi yapmayacaklarını sayarak konuşmaya başlıyorlar... Cunta anayasasına dokunmadan seksen yıllık zihniyetle hesaplaşmadan sorunun çözüleceğine inanan var mı? Hala Kürtçe’nin bir dil olarak kabul edilmemesi demek, o dili konuşan halkın varlığının da inkâr edilmesi demektir. Böyle bir anlayışla sorun çözülebilir mi? Bu anlayışta ısrar devam ederse, Kürt çözümü, Türk çözümsüzlüğü olmaya devam edecektir. Kürt sorununun kaynağında, devletin inkâr, imha ve asimilasyon siyaseti vardır. Devlet Kürtlere doğal haklarını teslim ederek, bu politikadan, bu uygulamalardan geri adım atabilir. Kürtlerin ihtiyacı olan lütuf değil, haksızlığın giderilmesidir. Bunun da yolu doğrudan sorunun tarafı olanla, Kürtlerle, Kürt örgütleriyle, Kürtleri temsil eden kurum ve kişilerle görüşmekten geçiyor. Oysa hükümet Türk tarafıyla görüşmeyi yeğliyor...

Biz aşağıda imzası bulunanlar, her şeye rağmen ‘açılım’ denilenin olumlu bir gelişme olduğu düşüncesiyle, sorunun çözümüne dair görüşlerimizi kamuoyuyla paylaşmayı, etik ve entelektüel sorumluluğun bir gereği sayıyoruz:

Eğer sorun gerçekten çözülmek isteniyorsa,

1. Devlet öncelikle Kürt halkına yapılan tarihsel haksızlığı açıkça ifade etmeli, Kürt halkından özür dilemeli, özeleştiri yapmalı; seksen yıllık resmi ideoloji ve resmi tarihle hesaplaşmaya cesaret etmelidir;

2. Terör ve terörist söyleminden, ‘son terörist yok edilinceye kadar... dilinden uzaklaşılmalıdır;
3. ‘Biz kardeşiz’ ‘bin yıldır birlikte yaşıyoruz’, ‘din kardeşiyiz’ vb. söyleminin asıl amacı, Kürtlere doğal haklarını, insan olarak sahip oldukları haklarını, Kürt toplumu olmaktan doğan haklarını vermemenin, ya da olabildiğince asgari düzeyde tutmanın gerekçesi yapılmak isteniyor. Bu yaklaşım terk edilmelidir;

4. İfade özgürlüğünün önündeki tüm engeller ortadan kaldırılmalıdır.

5. Askeri operasyonlar durdurulmalıdır. PKK ateşkes ilan ettiğinde devlet ateşe devam ediyor. Böyle bir durumda PKK’ye silah bırak demenin bir kıymet-i harbiyesi olamaz;
6. Seksen yıllık dönemde ama asıl son 25 yılda öldürülen 40 bin insanın, yakılıp yıkılan 4 bin köyün, yerlerinden zorla sökülüp atılan 4 milyon insanın hesabı birilerinden sorulmalı, verilen zararlar ‘tazmin edilmeli’, koruculuk sistemine derhal son verilmelidir;
7. ‘Bir başka ulusu ezen ulus özgür olamaz’ ilkesinin bir gereği olarak, Kürtlerin özgürlüğünün Türklerin de özgürlüğü olduğu hiçbir zaman unutulmamalıdır;

8. Gerekli hale geldiğinde referandum seçeneği gündemde olmalıdır...

Unutulmaması gereken bir şey daha var: özgürlüğü için mücadele etmekte kararlı bir halkı yenmek mümkün değildir. Öyleyse işe sorulması gereken soruları gerektiği gibi sorarak, tartışılması gerekeni gerektiği gibi tartışarak, şeyleri adıyla çağırarak başlayabiliriz...


Saygılarımızla...

---------------------------------------------------------------------------------------------
İsmail Beşikçi, Fikret Başkaya, Mahmut Konuk, Sibel Özbudun, Temel Demirer, Ragıp Zarakolu, Sait Çetinoğlu, Babür Pınar, Ayhan Çınar, Paşa Öztürk, Engin Bayramoğlu, Oktay Etiman, İsmet Erdoğan, Özgür Başkaya, Yücel Demirer, Attila Tuygan, Deniz Zarakolu, Büşra Beste Önder, Hüseyin Taka, Hüseyin Gevher, Mehmet Özer, Recep Maraşlı, Cemil Gündoğan, Ahmet Önal, Adnan Caymaz, Ali İmren,

Bildiriyi Destekleyenler

A.Hicri İzgören
A.Kadir Konuk,
Abdullah Çakay
Abdullah Saltık,
Abdullah Süheyl Baran
Abdulvahap Çam
Adil Duran
Adil Harmancı,
Adil Okay,
Ahmet Bilgiç
Ahmet Kaymak,
Ahmet Sezer
Ahmet Bükülmez
Ahmet Acar
Ahmet Alagöz
Ahmet Alim
Ahmet Yıldırım
Ali Akkoyun
Ali Buran
Ali Cenab Baytekin
Ali Özer
Ali Sener
Ali Soyadı
Ali Usta
Ali Yıldırım
Ali Ziya Çamur
Alişan Özdemir
Aliseydi Taşdemir,
Armağan Desem
Arzu Gündüz,
Asuman Özbey
Ata Keremoğlu
Atilla Keskin,
Atilla Zengin
Avni Kalkan
Aydın Erdoğan,
Aydın Ördek,
Ayhan Kayırılan
Ayşe Batumlu,
Ayşe Berktay,
Ayşe Günaysu,
Ayşe Yılmaz
Ayşen Hadimioğlu,
Aysen Dennis
Azad Ararat
Azad İsa
Bari Tunç,
Bayram Atakul
Bedirhan Epözdemir,
Behlûl Zelal
Bekir Uçar
Bengül Yağibasan
Berham Duman,
Berivan Nohut
Bilal Çelik
Bilal Pazarcik
Bilge Günaydın,
Binnaz Aslan
Birgül Uğur,
Boran Kaya
Brusk Solduk,
Burcu Ezgi Açıkgöz
Burcu Özaydın
C.Saffet Yılmaz
Can Davaslıgil,
Can Erdal
Canan Kaplan
Cano Amedi
Celal Guzel
Celalettin Can,
Celil Arzu
Cemre Güneş Şengül
Cengiz Yıldırım
Çerkes Abadzeh
Çetin Çelik
Cevdet Akbay,
Cevdet Bora
Ceyhan Süvari,
Cihan Kartal
Ciwan Tengezar,
Dara Bilek,
Derwich Mehabad Ferho
Devrim Akbal
Dilara Çelik,
Dilek Arslan
Dogan Ceren,
Doğan Emrah Zıraman,
Dr Ali Kılıç
Dr.Ali Gün,
Dr.Beyazit Taş,
Düzgün Onay
Edib Polat
Ekrem Altın,
Emin Salman
Emine Çiftçi
Emine Evci
Engin Polat
Enver Kurtuluş
Ercan Kanar,
Erdal Yıldırım,
Erkan Okay
Eşref Çakar
Evin Soysal,
Eylem Kaya
Eyyup Karageçili
Fahrettin Gönulaçar
Faik Bozkuş,
Faik Kuyurtar
Faiz Cebiroğlu,
Fatih Öztürk,
Fatma Asker,
Fatma Kızılöz,
Fehmi Yaşoğlu,
Ferman Toro
Felemez Başboğa,
Fettah Karagöz
Fikret Yaşar
Filiz Demir
Fırat Kaya,
Funda İpek
Goran Waisson
Gökhan Aslan
Gülcan Kartal
Güler Demir
Gülhan Benli
Gülhan Ulusoy
Gülizar Kılıç
Gülseren Tekin
Güngör Şenkal,
Haldun Özkan,
Halil Avcı
Halis Açar,
Halit Temli
Harun Sümer
Hasan Demircioğlu
Hasan Gürbüz,
Hasan Öztürk
Hasan Güner
Hatice Seçkin Akuğur
Hatice Zümrüt
Hayri Imak
Hekim Coşkun,
Hewi Sever
Hikmet Gülmüş
Hogır Midyadi
Hunav Altun
Hüseyin Coşkun
Hüseyin İnan
Hüseyin Nevcanoğlu,
Hüseyin Yavic
İbrahim Dinç
Îbrahîm Güçlü,
Îhsan Hasan Aydın
İhsan Yüce
Ikram Oguz
İrfan Açıkgöz
İrfan Akalp
İrfan Brurlday
İrfan Sarı
İshak Karakas
İsmail Cem Özkan
İzzettin Önder,
Jan Beth-Sawoce,
Kadir Cinar
Kadir Karahan
Kahraman Gündüz Güzel
Kamer Konca,
Kansu Yıldırım,
Kazim Kara
Kâzım Özdoğan
Kazim Polat
Kemal Doğu
Kenan Fani Doğan
Kenan Nudem
Kerem Doğan
Kerim İşbilir,
Kezban Bozan,
Kızılbaş Ali Ülger
Kubilay Mutlu,
Latif Epözdemir
Latif Tas
M. Zülküf Üçer
M.Emin Narin
M.Muhyettin Aslan,
M.Nasih Çetin
M.Nureddin Yekta
Ma.Silêman Mava
Mahir Oguz
Mahmut Aslan,
Mahmut Gergerli,
Mahmut Özkan
Mahmut Sezer
Mesut Baştuğ
Memosta Seyda Eruhi
Mahmut Timurtaş
Mazhar Zümrüt
Mehmet Çeliker
Mehmet Atak
Mehmet Değer,
Mehmet Emin Karakulak
Mehmet Ersoy,
Mehmet Hüseyin Taysun,
Mehmet Özdemır
Mehmet Şah Özgür,
Mehmet Şahin,
Mehmet Tarhan
Mehmet Tursun,
Mehmet Yahya Ekmen,
Mehtap Işık
Mekiye Ormancı
Melek Can,
Meltem Elidar
Mer Nezan
Meral Çıldır,
Meral Gundogan
Merve Mert
Mesut Yüce,
Metin Ayyıldız,
Metin Bakkalcı,
Mevlüt İlik
Mihraç Ural,
Miko Şahin,
Müfit Pınar,
Muhammed İslam
Muhsin Avcı
Munzur Çem
Murat Aktaş
Musa Firat
Mustafa Akar,
Mustafa Beydoğan
Mustafa Dere
Mustafa Elveren
Mustafa Erdem Sakinc,
Mustafa Kaplan,
Mustafa Karabudak,
Mutlu Şahin,
Müzeyyen Epözdemir,
Muzzafer Sağlam,
Nadya Zin Karakaya,
Nalan Güreş
Nazim Çomak
Nazım Sarıkaya,
Necati Pirinççioğlu
Necmettin Aslan,
Nejat Kangal,
Neslihan Tezel
Nesrin Uçarlar
Nezahat Paşa Bayraktar
Nezir Demir
Nihat Gültekin,
Nihat Kavşut,
Nil Demirkazik
Nilda Kamil Özbolat,
Niyad Eziz
Niyazi Bulgan
Nuran Maraşlı,
Nuray Muslu
Nuray Aydın
Nurettin Kızılkan
Nuri Aslan,
OguzTuran
Oktay Yılmaz,
Ömer İke
Ömürhan Soysal,
Önder Biçer,
Önder Uygun
Öner Özturk
Osman Tiftikçi,
Osman Dinc
Özdal Öner,
Özgür Güdenoğlu,
Özgür Hacı Kurt
Özlem Balki
Pakize Yıldız,
Pervin Erbil,
Pervin Yetiz
Pinar Taşkaya
Prof.Dr. Ümit Yazıcıoğlu,
Ragıp Duran,
Ramazan Sakın,
Rana Kuddaş
Recep Fisli
Refik Tuzun
Remzi Dede
Renan Acar,
Rêşad Sorgul
Reşat Bakan
Reyhan Kayışlı
Rıza Ballıkaya
Roza Işık
Rüstem Aslan
Şaban İba,
Sabri Bedirxano,
Sabri Önler,
Sahin Okay
Sait Keskin
Sait Pektas
Salih Çiftçi
Samet Topsever
Şanar Yurdatapan,
Saniye Dağ
Sanlı Ekin,
Sedat Acar,
Seîdê Sîsî
Selehattin Çoban
Selen Isa
Selim Giresori
Selim Temin
Selvi Üğdül
Sema Saydi
Semra Eren
Senar Kıpçak,
Serap Erdoğan,
Serdar Yıldız
Serhad Bapir
Serkan Engin
Servan Aba
Servet Ziya Çoraklı,
Sevda Yıldız
Seyfullah Bayram,
Şeyhmus Dağhan
Sinan Çiftyürek,
Sinan Köse,
Soner Çalış
Songül Beyazgül
Şoreş Erdoğan
Şükrü Erbaş,
Süleyman Ates
Suna Kose
Taki Örs,
Tamer Morkaç,
Tarık Demir
Taylan Özgür Eker
Tekin Ağacık
Tülay Özdemir
Tuncay Atmaca,
Tuncay Yılmaz,
Türkan Demir
Ufuk Berdan,
Ümit Sisligün
Vahap Maç
Vahdettin Kılıç
Vakkas Çelik,
Vartkes Hergel
Vedat Çetin
Velican Demirel
Veysel Çamlıbel
Veysel Tırpan
Veysi Aydin
Welat Beşiri
Xakî Bîngol
Xanavdal Mereme
Xelil Loman
Xidir Ûso
Yakup Kadri Karabacak,
Yaşar Kılavuz,
Yezdanser Amed,
Yılmaz Essen,
Yılmaz Kızılırmak,
Yüksel ÇağlarÖzdemir
Yusuf Yalçın,
Zafer Doruk
Zağros Cudi
Zeki Sarıoğlu
Zeki Temel
Zelal Şahin
Zeydin Edis
Zeynep Doğan
Zeynep Kaya
Zeynep Tozduman
Zilal Pali
Zinar Soran,
Zozan Özgökçe
Zozan Sezen,
Zubeyde Teker
Zubeyir Çoban
Xaki G. Bargin


19 Ekim 2009 Pazartesi

Bazı yargıçlara açık mektup
 Baskın Oran

Sayın Yargıçlar, meseleye hemen gireceğim.

Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu üyesiyim. Kurul Yönetmeliğinin 5. maddesinin amir hükmü gereği 2004’te Azınlık Raporu’nu yazdım. Bazı şahıslar, benim ve Kurul Başkanı Prof. İbrahim Kaboğlu’nun, adlı adınca söyleyeceğim sakın utanmayınız, anamıza babamıza sinkaf ettiler. Utanmayınız, çünkü bu sinkaflar mahkeme kararlarıyla teker teker aklandı.
Yalnız, madem bunlar hakaret değildir, o zaman bunları birisi kalkıp da sizlere söylese ne olacak? İki olasılık var:
1) Sineye çekmek; çünkü “hakaret yoktur” kararı verdiniz;
2) Hakaret davası açmak. O zaman da kendinizle çelişeceksiniz, tutarlı olamayacaksınız.
Ama isterseniz önce bir hatırlatayım o lafların neler olduğunu.
“Gerekirse kan dökülür”
1) Aslan Tekin adlı şahıs Yeniçağ’da yazdı: “Bence bu adamlar dövülselerdi, milletin yüreği soğurdu. Sevr’ciler tekme tokadı hak etmişlerdir”.
Şiddeti açıkça savunuyordu. Ankara Asliye 2. Hukuk Mahkemesi’ndeki meslektaşınız bu adamı akladı. “Kendisi şiddetli eleştiri yapan bir kişi veya kurum, zora başvurulmadığı sürece aynı şiddette veya daha şiddetli eleştirilere katlanmak zorundadır” deyip. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi de onadı.
2)  Bircan Akyıldız adlı şahıs, Türkiye Kamu-Sen Gn. Bşk., İzmir’de konuştu: “Bu Rapor bizi ilmek ilmek bölmeye, parçalamaya yönelik bir düşüncenin sonucudur. Yemin olsun; toprağın bedeli kandır; gerekirse dökülür”.
Bırakın şiddeti, açıkça kan dökmekten bahsediyordu. Ankara Asliye 7. Hukuk Mahkemesi’ndeki meslektaşınız bu adamı akladı. “Tepkinin eleştiri hudutları içerisinde kaldığı anlaşıldığından dava reddedilmiştir” diyerek. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi de onadı.
3) Emekli General Kemal Yavuz adlı şahıs Akşam’da yazdı: “Ekmek yediğin kapıya ihanet etme, sonra nimet çarpar. Bunlar bir avuç zibididir”.
Ankara Asliye 5. Hukuk Mahkemesi’ndeki meslektaşınız bu adamı akladı. “Rapor hakkında, halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve devletin yargı organlarını alenen aşağılamak’tan dava açılmıştır. Bu nedenle davanın reddine…” diyerek. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi de onadı.  Oysa biz şimdi o davadan beraat ettik; ne olacak durum?

“Gidin, Avrupanıza sokun!”

4) Eski kültür bakanlarından Namık Kemal Zeybek adlı şahıs Halka ve Olaylara Tercüman’da (HOT) yazdı: “Siz o uydurma azınlıklarınızı alın da gidin Avrupanıza sokun”.
Aile terbiyesi izin verdiği için bu kadar açıkça konuştu. Ama Ankara Asliye 11. Hukuk Mahkemesi’ndeki meslektaşınızın düzeyi de mümasilmiş ki bu adamı akladı. “Bu görüşlerin sert eleştirilere tabi tutulması olağandır” diyerek. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi de onadı.
5) Sırrı Yüksel Cebeci adlı şahıs HOT’da yazdı: “Bunlara Türkiyeli demek, Türkiyeli yılanlara, kurbağalara, çakallara haksızlık oluyor”.
Ankara Asliye 15. Hukuk Mahkemesi’ndeki meslektaşınız bu adamı akladı. “B. Oran yazılacak olan eleştirilere katlanmak zorundadır” diyerek. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi de onadı.
6) Selcan Taşçı adlı şahıs Yeniçağ’da yazdı: “Şu toprağa küfrederek basanlar var. Hain desen, işbirlikçi desen var. Köpek gibi, bir kemikle susan var”.
Ankara Asliye 1. Hukuk Mahkemesi’ndeki meslektaşınız bu adamı akladı. “Yazının kaleme alındığı yayında kamu yararı bulunması nedeniyle hukuka aykırı olmadığı kanaatine varıldığından” diyerek. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi de onadı.

“Etli kemik vaadi duyan köpek”
7) Servet Kabaklı adlı şahıs Tercüman’da yazdı: “Çanağına yal konulunca ve etli kemik vaadini duyunca yaltaklanan, kuyruk sallayan kanişler, uyanık geçinen şapşallar, salak, tescilli hain, zavallılar. TC devletine-milletimizin birliğine kalleşçe ihanet hançeri sokanlar
Ankara Asliye 2. Hukuk Mahkemesi’ndeki meslektaşınız bu sözleri hakaret kabul etti, tazminata mahkûm etti. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’ndeki meslektaşlarınız kararı bozdu. “Dava konusu sözlerde kişiliğe saldırı amacı yok. Sözler, rapora yönelik düşünce açıklaması niteliğindedir” diyerek.
İlk mahkeme direndi. Böyle mahkemeler de olabiliyor şükür. Dosya Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na gitti. Oradaki meslektaşlarınız, birkaç gün önce 20’ye 23, bu adamı akladılar. Sadece “Usul ve esas yönünden yerinde olan 4. Hukuk Dairesi kararına uyulması uygundur” diyerek.
Şimdi düşünüyorum da, bütün bu kararlar sonuna kadar normaldi Sayın Yargıçlar. Çünkü meslektaşlarınız Milletvekili Süleyman Sarıbaş’ı akladıktan sonra, bunlar haydi haydi aklanırdı.
“Babanız kimmiş, ananıza sorun”
Hatırladınız mı bu Sarıbaş’ı? Yanaklarınız kızarmasın, ellerinizle tutun iki yandan, aynen yazacağım: “Bu Rapor’u yazanlar her kimse, yazdıranlar her kimse, millet bunları tükürüğüyle boğar. Azınlık arayanlar, ANALARINA BABALARININ KİM OLDUĞUNU BİR KEZ DAHA SORSUNLAR”
Yani bize piç, annelerimize orospu (utanmayın, utanmayın lütfen!), babalarımıza deyyus diyordu. İlk ikisini bilirsiniz de, Deyyus’u bilir misiniz; pezevenk’in bizzat kendi karısını satan türü demektir. Utanmayın lütfen. Ben bunları gelip yemek odanıza yüksek sesle okumuyorum ki. Size yazıyorum sadece bilgi olarak. Etrafınızda çoluk çocuğunuz, eşiniz falan varsa yalnız başınıza sessizce okursunuz, gazeteyi de gizlersiniz, olur biter.
Hatırlıyor musunuz ne yaptı meslektaşlarınız, Sayın Yargıçlar, bu davada? Ankara Asliye 3. Hukuk Mahkemesi bu Sarıbaş’ı tazminata mahkum etti. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi bu hükmü de bozdu. Gerekçe göstermeden. İlk mahkeme de ona uydu, bitti, gitti.
Size söylense aynı şeyler?
Sayın Yargıçlar,

Tekrar başa dönelim.
Aynı hakaretleri, yukarıda adını saydığım şahısların sizlere yapmasına izin verir miydiniz? Çok iyi düşünün.
Elbette vermezdiniz. Kıyametleri kopartırdınız. Davalar açar, mahkûm ettirirdiniz. Çünkü onurlu insanlarsınız siz.
Ama, ben de öyle, başkaları da öyle.
Hakarete izin verince şu oluyor; insanlar diyorlar ki bu nasıl memleket, bu nasıl adalet. Bunları bir halka asla söyletmemek lazım değil mi sizce?
Bendenize gelince. Hayır. Sizin o “ifade özgürlüğüdür” dediğiniz adi kelimeleri hiç kimseye kullanmam ben, çünkü haysiyetli bir insanım. Size değil, hiç kimseye böyle rezillikler yazmayı aklımdan bile geçirmem. İnsanlığımdan utanırım, vicdanımdan korkarım.
Sayın Yargıçlar,
Bütün bu adlî süreçten sonra, ben kendimi daha az güvende hissediyorum artık. Bu tür melânetlerin rahatça yapılabildiği bir ülkede yaşamak o kadar hoş bir his değil. Eğer bir vatandaş, üstelik saçları ağarmış emekli bir profesör, bu tür bir huzursuzluk duyuyorsa, bitmiştir o ülke.
Çaresizim. Sizi, her insanda doğuştan mevcut vicdanlarınızla baş başa bırakmaktan başka çare yok elimde bu ülkede.
Tek çare, AİHM’ye başvurmak. Bu da bizatihi bir hüzün unsuru zaten.

(Prof. İbrahim Kaboğlu da bu yazının altına imzasını koymaktadır)

Baskın Oran'a Destek Bildirisi ve İmza Formu: